| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
nufüs huviyet cuzdanı gökyüzü kadar kırmızı 2006Hakiki yoksul bir iki Hurma ve bir iki Lokma alıb kapıdan dönen değil, iffet'inden 
 dolayı istemekden sakınan kimsedir

orfeonrecord13289.bloggumnaruto shippuden goksel

1 "charles dıckens oliver tvist oliver'in ilk yılları 2" etiketi kullanan gönderi "charles dıckens oliver tvist oliver'in ilk yılları 2" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Sep
17
    

 

CHARLES DICKENS OLİVER TVİST OLİVER'İN İLK YILLARI 2

 

 

 

Bay Bambıl, -İşte Bay Soverberi, çocuğu getirdim, dedi.

Oliver eğilerek selam verdi.

 Bay Soverberi, Oliver'i daha iyi görebilmek için

mumu başının üstüne kaldırarak, -O çocuk bu,

öyle mi? dedi. Bayan Soverberi, lütfen buraya gelir

misin şekerim?

   Dükkanın arkasındaki küçük odadan, yüzü

tilkiye benzeyen kısa boylu zayıf bir kadın

çıktı.

 Bay Soverberi, -Şekerim, dedi, -sana

anlattığım, güçsüzler evindeki çocuk bu.

Oliver bir kez daha eğilerek selam verdi.

Kadın, -Aman Tanrım, dedi, -çok küçük bu.

 Bay Bambıl, daha büyük olmamak çocuğun

kendi suçuymuş gibi bir bakışla Oliver'e bakarak,

 -Ya, biraz küçüktür! dedi. -Küçük. Bu doğru. Ama

nasıl olsa büyüyecek, Bayan Soverberi, -nasıl olsa büyüyecek.

Kadın öfkeyle,

 -Evet umarım büyür, dedi, -bizim yiyeceğimizi içeceğimizi

yiyip içerek büyür. Böyle çocukları

barındırmak çok pahalıya mal olur. Haydi

bakalım, in aşağıya, kemik torbası, seni.

 Kadın yandaki bir kapıyı açarak Oliver'i,

aşağıdaki mutfak olarak kullanılan karanlık

odaya inen dik merdivenlere doğru itti. Orada bir

kız oturuyordu. Kızın üstünde eski püskü

ayakkabılar ve yırtık pırtık giysiler vardı.

Oliver'in peşinden merdivenleri inen Bayan Soverberi,

-Haydi Şarlot, dedi, -köpeğe vermek için ayırdığımız şu

soğuk et parçalarından birazını bu çocuğa veriver. Köpeğin

sabahtan beri geldiği yok, herhalde yemiyecek.

 Etten söz edildiğini duyunca Oliver'in gözleri

parladı. Köpeğin payından ona bir tabak verdiler.

Oliver çabucak yiyip bitirdi:

  Bayan Soverberi onu izliyordu. Oliver'in böyle

arsızca yiyişinden hiç hoşlanmamıştı. Kirli bir

lambayı alıp merdivenlerden yukarı yönelerek, -Gel benimle,

dedi, -yatağın dükkanda. Umarım tabutların

 

arasında uyumak zor gelmez sana? Zaten zor

gelse de, gelmese de bir şey değişmez, çünkü

senin için yatacak başka yer yok. Haydi gel. Bütün

gece beni burada oyalayıp durma.

  Oliver dükkanda yalnız kalınca çok

korkmuştu. Orada, ölümün ta kendisi gibi duran ve

Oliver'in içini dehşetle dolduran yarım kalmış bir

tabut vardı. Duvarın önündeki tahta parçaları

hayaletler gibi duruyordu. Dükkan sıcaktı ve hava

tabutların kokusuyla dolmuş gibiydi. Yatağı da

mezara benziyordu.

  Oracıkta kalakalmıştı; yabancı bir yerde, bir

tek arkadaş, sevecek ya da kendisine bakacak tek kişi

olmaksızın, öyle, bir başına... Yüreği acıyla

dolmuştu. Daracık yatağına girerken, o yatağın

kendi tabutu olmasını ve uyuyup bir daha hiç

uyanmamayı istiyordu.

 Ertesi sabah dükkan kapısının dışardan

büyük bir gürültüyle vurulduğunu duydu. Bu gürültü

yirmi beş kez daha öfkeyle tekrarlandı.

 Bir ses, -Açsana kapıyı, ne duruyorsun? diye

bağırdı.

 Oliver, Hemen açıyorum, efendim, diyerek

anahtarı çevirdi.

 Ses: -Galiba sen yeni gelen çocuksun, öyle

değil mi?

Oliver: -Evet, efendim.

-Kaç yaşındasın?

-On yaşındayım, efendim.

 -Öyleyse içeri girince seni döveceğim, dedi o

ses.

  Oliver kapıyı açtı. Binanın önünde oturmuş

tereyağlı ekmeğini yiyen bir delikanlıdan başka

kimseyi göremedi. Delikanlının küçük gözleri ve

kırmızı bir burnu vardı.

Oliver, -Kapıyı sen mi vurdun? diye sordu.

-Ben vurdum.

 

 

 

-Tabut mu istiyorsun?

 -Galiba sen benim kim olduğumu bilmiyorsun

Güçsüzler evi? dedi delikanlı.

Oliver, -Hayır, efendim, diye karşılık verdi.

Delikanlı,

 -Ben Bay Noa Kleypol'üm, dedi. -Sen benim emrimde çalışacaksın.

Hemen pencereleri aç, tembel yaratık seni. Bu sözleri söylerken Oliver'e

vurdu ve dükkana daldı.

 Az sonra Bay ve Bayan Soverberi aşağıya geldiler.

Oliver kahvaltı için Noa Kleypol'ün ardından mutfağa girdi.

Şarlot,

  -Ocağın yanına gel, Noa, dedi. -Ustanın kahvaltısından sana güzel

bir parça et ayırdım. Oliver, Bay Noa'nın arkasındaki şu

kapıyı kapat, sonra da senin için ayırdığım şu

parçaları al. Çayın da var. Onu al da şuradaki

sandığa git otur. Çabuk ol, senin dükkana bakmanı

istiyorlar. Duyuyor musun?

Noa Kleypol da, -Duyuyor musun, Güçsüzler evi? dedi.

 Şarlot, -A a, Noa! dedi, -Neden onu böyle

çağırıyorsun? Çok komiksin! Neden onu kendi

haline bırakmıyorsun?

 Noa: -Kendi haline bırakmak mı! Herkes onu

kendi haline bırakıyor. Annesi de, babası da, tüm ailesi

de onu kendi haline bırakmışlar zaten: Öyle değil mi,

Şarlot?

Kız gülerek, -Ah, seni komik çocuk seni! dedi.

 Noa da gülmeye başladı ve ikisi birden, odanın en soğuk

köşesindeki sandığın üstüne oturup bayat, sert ekmek

parçalarını yemekte olan zavallı Oliver Tvist'e baktılar.

 Noa da fakir bir çocuktu, ama güçsüzler evinden değildi.

Annesiyle babasının kim olduklarını biliyordu; annesi

çamaşırcıydı, babası da çok içen bir asker. Başka

çocuklar ona kötü davranırlardı, onun için Oliver'in geldiğine

sevinmişti, çünkü şimdi o da kendi sırasını kullanıp

Oliver'e kötü davranabilecekti.

::::::::::::::::

 

 

Dördüncü Bölüm

OLİVER KAÇIYOR

  O günü izleyen aylarda Oliver çok şey öğrendi.

Bay Soverberi ile iş yolculuklarına gitti, cenazelerde

tabutlar mezara konurken ona yardım etti.

 Çok zengin insanların cenazelerinde bir şey

Oliver'in dikkatini çekmişti; bu insanların

sağlığında mutsuz olan aileler, onların

ölümünden sonra çoğunlukla mutlu oluyorlardı.

Erkekler eşlerini kaybedince sessiz sakin görünüyorlardı.

Kadınlar da kocalarının cenazesinde siyahlar giyiyorlardı,

ama o siyah giysilerin içinde olabildiğince

güzel görünmek istiyorlardı. Oliver bir şey daha görmüştü;

cenaze sırasında acısı çok büyük olan insanlar evlerine

gidip çaylarını içer içmez çabucak iyileşiyorlardı.

  Bu süre içinde Noa Kleypol de, Oliver'e yaşamı

büsbütün çekilmez etmişti. Noa, Oliver'e böyle davrandığı

için Şarlot da ona kötü davranıyordu. Öte

yandan, Bay Soverberi Oliver'e dostça davranmaya

çalıştığı için Bayan Soverberi ona düşman

olmuştu. Böylece kendisine düşmanca davranan bu üç insanla

Oliver'in yaşamı pek de rahat geçmiyordu.

 Bir gün Noa gene Oliver'e çok kötü davranıyordu.

Olanca gücüyle onun saçlarını çekmiş, kulaklarını

acıtmıştı. Oliver'i ağlatmaya çalışıyordu.

-Annen nasıl, Güçsüzler evi? dedi.

 Oliver, -Öldü, diye karşılık verdi. -Bana hiç

ondan söz etme.

 Oliver bunu söylerken kızarmıştı. Hızlı hızlı nefes

alıyordu.

Noa: -Neden öldü, Güçsüzler evi?

 -Bana söylediklerine göre, kalp kırıklığından, dedi Oliver.

Artık yaşamak istemeyecek kadar mutsuzdu. Bundan ölmenin ne

demek olduğunu sanırım ben biliyorum.

 Oliver'in gözlerindeki yaşları gören Noa,

bundan çok hoşlanarak, -Seni ağlatan ne? diye sordu.

Oliver: -Sen,değilsin.

Noa gülerek: -Haa, ben değilim, sahi mi?

 

 

 -Hayır, sen değilsin. Artık yeter bu kadar.

Annem için bir söz daha söyleme artık bana. Sakın.

 Noa, -Sakın! Sakın! diye bağırdı. -Kabalaşma,

Güçsüzler evi. Sana hepimiz acıyoruz, Güçsüzler evi, ama senin

annen kötü bir kadındı. Öyle olduğunu sen de biliyorsun ya!

 Oliver hemen gözlerini kaldırıp bakarak, -Ne dedin?

diye sordu.

Noa, -Kötü bir kadındı, Güçsüzler evi, diye tekrarladı.

-Ve zamanında ölmesi onun için iyi oldu, diye ekledi.

  Öfkeden kıpkırmızı kesilen Oliver, iskemleyle masayı

itip Noa'nın boğazına sarıldı, oğlanı şöyle bir

sarsıp yere fırlattı.

  Daha bir dakika önce Oliver ne kadar sessiz ve sakin

görünüyordu, ama annesi için söylenen kötü sözler kanını

tutuşturu vermişti.

 Noa yüksek sesle bağırarak Oliver'in ayaklarının

dibinde yatıyordu.

 -Beni öldürecek! İmdat! Şarlot! Bay Soverberi! Oliver

çıldırdı!.

 Bayan Soverberi'yle birlikte koşarak mutfağa

giren Şarlot bir çığlık attı: Oliver'i yakalayıp bir yandan

döverek, bir yandan da -Ah, seni kötü çocuk, seni! diye

bağırıyordu Şarlot:

 Bayan Soverberi Oliver'i tutup tırnaklarıyla yüzünü yırttı.

Noa da kalkmış, Oliver'e arkasından vuruyordu.

Hepsi de yorgun düşüp, artık yırtacak, tırmalayacak,

dövecek güçleri kalmayınca Oliver'i karanlık

bir odaya taşıdılar ve oraya kapattılar.

Bayan Soverberi oturup ağlamaya başladı.

-Hepimiz yataklarımızda öldürülebilirdik, diyordu.

Şarlot:

 -Umarım bu, güçsüzler evinden başka çocuk

almaması için Bay Soverberi'ye bir ders olur. Bunların

hepsi de adam öldürmek ve hırsızlık etmek için

dünyaya gelmişler. Zavallı Noa! Az kalsın öldürecekti

onu, Bayan Soverberi.

 

 

 Bayan Soverberi de, -Zavallı Noa! dedi. -Şimdi ne

yapacağız? Bay Soverberi de evde yok. Evde hiç erkek

yok.

Şarlot, Polis mi çağırsak, acaba? diye bağırdı.

 -Hayır, dedi Bayan Soverberi. -Hemen Bay Bambıl'a koş

Noa, acele buraya gelmesini söyle.

Noa, Bay Bambıl'ı Güçsüzler evinde buldu.

 -Ah, Bay Bambıl, efendim, diye bağırdı Noa,

Oliver, efendim, Oliver, ah...

 Bay Bambıl, gözlerinde bir sevinç ışığı belirerek,

-Ne? Ne? diye sordu. -Kaçmadı ya, kaçmadı, değil mi,

Noa?

 -Hayır, kaçmadı, efendim. Ama, bana saldırdı,

beni öldürmek istedi, efendim. Sonra Şarlot'u, daha sonra

da Bayan Soverberi'yi öldürmek istedi, efendim. Ah, ne

korkunç acı! Ve Noa, sanki hala Oliver'in saldırısından

acı çekiyormuş gibi gövdesini hareket ettirdi.

Bay Bambıl, -Vah zavallı çocuğum, dedi. -Hemen geliyorum.

 Bastonunu alarak Noa'yla birlikte Bay Soverberi'nin

dükkanına doğru yola koyuldu. Orada karanlık odaya

giderek, boğuk bir sesle, -Oliver! diye seslendi.

Oliver içerden, -Çıkarın beni! diye bağırdı.

Bay Bambıl: -Tanıdın mı bu sesi, Oliver?

-Evet, dedi Oliver.

-Bu sesten korkmuyor musun? Ben konuşurken hiç korku duymuyor musun?

Oliver yürekli bir sesle, -Hayır! dedi.

 Bu karşılık Bay Bambıl'ın beklediğinden

çok başkaydı. Bay Bambıl çok şaşırmıştı.

Kapıdan çekildi ve ötekilere baktı.

 Bayan Soverberi, -Oo, biliyorsunuz Bay Bambıl,

herhalde çıldırmış bu, dedi. -Aklı başında

hiçbir çocuk sizinle böyle konuşamaz.

 Bay Bambıl birkaç dakika derin derin

düşündükten sonra, -Çıldırmadı, dedi. -Bütün

sıkıntı, et!