CHARLES DICKENS OLİVER TVİST OLİVER'İN İLK YILLARI 2
Bay Bambıl, -İşte Bay Soverberi, çocuğu getirdim, dedi.
Oliver eğilerek selam verdi.
Bay Soverberi, Oliver'i daha iyi görebilmek için
mumu başının üstüne kaldırarak, -O çocuk bu,
öyle mi? dedi. Bayan Soverberi, lütfen buraya gelir
misin şekerim?
Dükkanın arkasındaki küçük odadan, yüzü
tilkiye benzeyen kısa boylu zayıf bir kadın
çıktı.
Bay Soverberi, -Şekerim, dedi, -sana
anlattığım, güçsüzler evindeki çocuk bu.
Oliver bir kez daha eğilerek selam verdi.
Kadın, -Aman Tanrım, dedi, -çok küçük bu.
Bay Bambıl, daha büyük olmamak çocuğun
kendi suçuymuş gibi bir bakışla Oliver'e bakarak,
-Ya, biraz küçüktür! dedi. -Küçük. Bu doğru. Ama
nasıl olsa büyüyecek, Bayan Soverberi, -nasıl olsa büyüyecek.
Kadın öfkeyle,
-Evet umarım büyür, dedi, -bizim yiyeceğimizi içeceğimizi
yiyip içerek büyür. Böyle çocukları
barındırmak çok pahalıya mal olur. Haydi
bakalım, in aşağıya, kemik torbası, seni.
Kadın yandaki bir kapıyı açarak Oliver'i,
aşağıdaki mutfak olarak kullanılan karanlık
odaya inen dik merdivenlere doğru itti. Orada bir
kız oturuyordu. Kızın üstünde eski püskü
ayakkabılar ve yırtık pırtık giysiler vardı.
Oliver'in peşinden merdivenleri inen Bayan Soverberi,
-Haydi Şarlot, dedi, -köpeğe vermek için ayırdığımız şu
soğuk et parçalarından birazını bu çocuğa veriver. Köpeğin
sabahtan beri geldiği yok, herhalde yemiyecek.
Etten söz edildiğini duyunca Oliver'in gözleri
parladı. Köpeğin payından ona bir tabak verdiler.
Oliver çabucak yiyip bitirdi:
Bayan Soverberi onu izliyordu. Oliver'in böyle
arsızca yiyişinden hiç hoşlanmamıştı. Kirli bir
lambayı alıp merdivenlerden yukarı yönelerek, -Gel benimle,
dedi, -yatağın dükkanda. Umarım tabutların
arasında uyumak zor gelmez sana? Zaten zor
gelse de, gelmese de bir şey değişmez, çünkü
senin için yatacak başka yer yok. Haydi gel. Bütün
gece beni burada oyalayıp durma.
Oliver dükkanda yalnız kalınca çok
korkmuştu. Orada, ölümün ta kendisi gibi duran ve
Oliver'in içini dehşetle dolduran yarım kalmış bir
tabut vardı. Duvarın önündeki tahta parçaları
hayaletler gibi duruyordu. Dükkan sıcaktı ve hava
tabutların kokusuyla dolmuş gibiydi. Yatağı da
mezara benziyordu.
Oracıkta kalakalmıştı; yabancı bir yerde, bir
tek arkadaş, sevecek ya da kendisine bakacak tek kişi
olmaksızın, öyle, bir başına... Yüreği acıyla
dolmuştu. Daracık yatağına girerken, o yatağın
kendi tabutu olmasını ve uyuyup bir daha hiç
uyanmamayı istiyordu.
Ertesi sabah dükkan kapısının dışardan
büyük bir gürültüyle vurulduğunu duydu. Bu gürültü
yirmi beş kez daha öfkeyle tekrarlandı.
Bir ses, -Açsana kapıyı, ne duruyorsun? diye
bağırdı.
Oliver, Hemen açıyorum, efendim, diyerek
anahtarı çevirdi.
Ses: -Galiba sen yeni gelen çocuksun, öyle
değil mi?
Oliver: -Evet, efendim.
-Kaç yaşındasın?
-On yaşındayım, efendim.
-Öyleyse içeri girince seni döveceğim, dedi o
ses.
Oliver kapıyı açtı. Binanın önünde oturmuş
tereyağlı ekmeğini yiyen bir delikanlıdan başka
kimseyi göremedi. Delikanlının küçük gözleri ve
kırmızı bir burnu vardı.
Oliver, -Kapıyı sen mi vurdun? diye sordu.
-Ben vurdum.
-Tabut mu istiyorsun?
-Galiba sen benim kim olduğumu bilmiyorsun
Güçsüzler evi? dedi delikanlı.
Oliver, -Hayır, efendim, diye karşılık verdi.
Delikanlı,
-Ben Bay Noa Kleypol'üm, dedi. -Sen benim emrimde çalışacaksın.
Hemen pencereleri aç, tembel yaratık seni. Bu sözleri söylerken Oliver'e
vurdu ve dükkana daldı.
Az sonra Bay ve Bayan Soverberi aşağıya geldiler.
Oliver kahvaltı için Noa Kleypol'ün ardından mutfağa girdi.
Şarlot,
-Ocağın yanına gel, Noa, dedi. -Ustanın kahvaltısından sana güzel
bir parça et ayırdım. Oliver, Bay Noa'nın arkasındaki şu
kapıyı kapat, sonra da senin için ayırdığım şu
parçaları al. Çayın da var. Onu al da şuradaki
sandığa git otur. Çabuk ol, senin dükkana bakmanı
istiyorlar. Duyuyor musun?
Noa Kleypol da, -Duyuyor musun, Güçsüzler evi? dedi.
Şarlot, -A a, Noa! dedi, -Neden onu böyle
çağırıyorsun? Çok komiksin! Neden onu kendi
haline bırakmıyorsun?
Noa: -Kendi haline bırakmak mı! Herkes onu
kendi haline bırakıyor. Annesi de, babası da, tüm ailesi
de onu kendi haline bırakmışlar zaten: Öyle değil mi,
Şarlot?
Kız gülerek, -Ah, seni komik çocuk seni! dedi.
Noa da gülmeye başladı ve ikisi birden, odanın en soğuk
köşesindeki sandığın üstüne oturup bayat, sert ekmek
parçalarını yemekte olan zavallı Oliver Tvist'e baktılar.
Noa da fakir bir çocuktu, ama güçsüzler evinden değildi.
Annesiyle babasının kim olduklarını biliyordu; annesi
çamaşırcıydı, babası da çok içen bir asker. Başka
çocuklar ona kötü davranırlardı, onun için Oliver'in geldiğine
sevinmişti, çünkü şimdi o da kendi sırasını kullanıp
Oliver'e kötü davranabilecekti.
::::::::::::::::
Dördüncü Bölüm
OLİVER KAÇIYOR
O günü izleyen aylarda Oliver çok şey öğrendi.
Bay Soverberi ile iş yolculuklarına gitti, cenazelerde
tabutlar mezara konurken ona yardım etti.
Çok zengin insanların cenazelerinde bir şey
Oliver'in dikkatini çekmişti; bu insanların
sağlığında mutsuz olan aileler, onların
ölümünden sonra çoğunlukla mutlu oluyorlardı.
Erkekler eşlerini kaybedince sessiz sakin görünüyorlardı.
Kadınlar da kocalarının cenazesinde siyahlar giyiyorlardı,
ama o siyah giysilerin içinde olabildiğince
güzel görünmek istiyorlardı. Oliver bir şey daha görmüştü;
cenaze sırasında acısı çok büyük olan insanlar evlerine
gidip çaylarını içer içmez çabucak iyileşiyorlardı.
Bu süre içinde Noa Kleypol de, Oliver'e yaşamı
büsbütün çekilmez etmişti. Noa, Oliver'e böyle davrandığı
için Şarlot da ona kötü davranıyordu. Öte
yandan, Bay Soverberi Oliver'e dostça davranmaya
çalıştığı için Bayan Soverberi ona düşman
olmuştu. Böylece kendisine düşmanca davranan bu üç insanla
Oliver'in yaşamı pek de rahat geçmiyordu.
Bir gün Noa gene Oliver'e çok kötü davranıyordu.
Olanca gücüyle onun saçlarını çekmiş, kulaklarını
acıtmıştı. Oliver'i ağlatmaya çalışıyordu.
-Annen nasıl, Güçsüzler evi? dedi.
Oliver, -Öldü, diye karşılık verdi. -Bana hiç
ondan söz etme.
Oliver bunu söylerken kızarmıştı. Hızlı hızlı nefes
alıyordu.
Noa: -Neden öldü, Güçsüzler evi?
-Bana söylediklerine göre, kalp kırıklığından, dedi Oliver.
Artık yaşamak istemeyecek kadar mutsuzdu. Bundan ölmenin ne
demek olduğunu sanırım ben biliyorum.
Oliver'in gözlerindeki yaşları gören Noa,
bundan çok hoşlanarak, -Seni ağlatan ne? diye sordu.
Oliver: -Sen,değilsin.
Noa gülerek: -Haa, ben değilim, sahi mi?
-Hayır, sen değilsin. Artık yeter bu kadar.
Annem için bir söz daha söyleme artık bana. Sakın.
Noa, -Sakın! Sakın! diye bağırdı. -Kabalaşma,
Güçsüzler evi. Sana hepimiz acıyoruz, Güçsüzler evi, ama senin
annen kötü bir kadındı. Öyle olduğunu sen de biliyorsun ya!
Oliver hemen gözlerini kaldırıp bakarak, -Ne dedin?
diye sordu.
Noa, -Kötü bir kadındı, Güçsüzler evi, diye tekrarladı.
-Ve zamanında ölmesi onun için iyi oldu, diye ekledi.
Öfkeden kıpkırmızı kesilen Oliver, iskemleyle masayı
itip Noa'nın boğazına sarıldı, oğlanı şöyle bir
sarsıp yere fırlattı.
Daha bir dakika önce Oliver ne kadar sessiz ve sakin
görünüyordu, ama annesi için söylenen kötü sözler kanını
tutuşturu vermişti.
Noa yüksek sesle bağırarak Oliver'in ayaklarının
dibinde yatıyordu.
-Beni öldürecek! İmdat! Şarlot! Bay Soverberi! Oliver
çıldırdı!.
Bayan Soverberi'yle birlikte koşarak mutfağa
giren Şarlot bir çığlık attı: Oliver'i yakalayıp bir yandan
döverek, bir yandan da -Ah, seni kötü çocuk, seni! diye
bağırıyordu Şarlot:
Bayan Soverberi Oliver'i tutup tırnaklarıyla yüzünü yırttı.
Noa da kalkmış, Oliver'e arkasından vuruyordu.
Hepsi de yorgun düşüp, artık yırtacak, tırmalayacak,
dövecek güçleri kalmayınca Oliver'i karanlık
bir odaya taşıdılar ve oraya kapattılar.
Bayan Soverberi oturup ağlamaya başladı.
-Hepimiz yataklarımızda öldürülebilirdik, diyordu.
Şarlot:
-Umarım bu, güçsüzler evinden başka çocuk
almaması için Bay Soverberi'ye bir ders olur. Bunların
hepsi de adam öldürmek ve hırsızlık etmek için
dünyaya gelmişler. Zavallı Noa! Az kalsın öldürecekti
onu, Bayan Soverberi.
Bayan Soverberi de, -Zavallı Noa! dedi. -Şimdi ne
yapacağız? Bay Soverberi de evde yok. Evde hiç erkek
yok.
Şarlot, Polis mi çağırsak, acaba? diye bağırdı.
-Hayır, dedi Bayan Soverberi. -Hemen Bay Bambıl'a koş
Noa, acele buraya gelmesini söyle.
Noa, Bay Bambıl'ı Güçsüzler evinde buldu.
-Ah, Bay Bambıl, efendim, diye bağırdı Noa,
Oliver, efendim, Oliver, ah...
Bay Bambıl, gözlerinde bir sevinç ışığı belirerek,
-Ne? Ne? diye sordu. -Kaçmadı ya, kaçmadı, değil mi,
Noa?
-Hayır, kaçmadı, efendim. Ama, bana saldırdı,
beni öldürmek istedi, efendim. Sonra Şarlot'u, daha sonra
da Bayan Soverberi'yi öldürmek istedi, efendim. Ah, ne
korkunç acı! Ve Noa, sanki hala Oliver'in saldırısından
acı çekiyormuş gibi gövdesini hareket ettirdi.
Bay Bambıl, -Vah zavallı çocuğum, dedi. -Hemen geliyorum.
Bastonunu alarak Noa'yla birlikte Bay Soverberi'nin
dükkanına doğru yola koyuldu. Orada karanlık odaya
giderek, boğuk bir sesle, -Oliver! diye seslendi.
Oliver içerden, -Çıkarın beni! diye bağırdı.
Bay Bambıl: -Tanıdın mı bu sesi, Oliver?
-Evet, dedi Oliver.
-Bu sesten korkmuyor musun? Ben konuşurken hiç korku duymuyor musun?
Oliver yürekli bir sesle, -Hayır! dedi.
Bu karşılık Bay Bambıl'ın beklediğinden
çok başkaydı. Bay Bambıl çok şaşırmıştı.
Kapıdan çekildi ve ötekilere baktı.
Bayan Soverberi, -Oo, biliyorsunuz Bay Bambıl,
herhalde çıldırmış bu, dedi. -Aklı başında
hiçbir çocuk sizinle böyle konuşamaz.
Bay Bambıl birkaç dakika derin derin
düşündükten sonra, -Çıldırmadı, dedi. -Bütün
sıkıntı, et!





goksel




