Cebinden dört tane mendil çıkartan Beyts Usta,
-mendiller, diye cevap verdi.
Mendillere dikkatle bakan Fagin, -İyi, dedi. -İyi mendiller,
ama bunları iyi işaretlememişsin, Çarli. En iyisi bu işaretleri
bir iğneyle çıkartmalı. Bunun nasıl yapılacağını Oliver'e
öğreteceğiz. Ne dersin, Oliver? Ha ha ha!
-Nasıl isterseniz, efendim, dedi Oliver.
-Sen de Çarli gibi, cep mendillerinin en iyi biçimde
nasıl alınacağını öğrenmek istersin, öyle değil mi,
şekerim?
Oliver, -Eğer öğretirseniz, bunu çok isterim, efendim,
dedi.
Çarli gene güldü.
Kahvaltıdan sonra yaşlı adamla iki çocuk çok tuhaf
bir oyun oynadılar. Yaşlı adam pantolonunun ceplerinden
birine gümüş bir kutu, öbürüne dolu bir para
kesesi, ceketinin cebine de bir kol saati ile bir mendil
koydu. Sonra tıpkı yaşlı beyefendilerin caddelerde
yürüdükleri gibi elinde bir bastonla odanın içine dolaşmaya
başladı. Arada sırada bir mağazanın vitrinine
bakıyormuş gibi davranarak kapının önünde duruyordu.
Sonra da sanki hırsızlardan korkuyormuş gibi etrafına
bakınıyor, bir şey kaybedip kaybetmediğini anlamak
istercesine ceplerini yokluyordu. Bunu öyle komik bir
şekilde yapıyordu ki, Oliver gözlerinden yaşlar gelene
kadar güldü.
Fagin bütün bunları yaparken, iki çocuk da onu hemen
arkasından izliyorlardı. Adam arkasına dönüp baktıkça da
çabucak gizleniyorlardı. Sanunda Dovkinz, Fagin'in ayağına
bastı, o sırada Çarli Beyts yüklenip, onu arkasından itti.
İşte bu bir dakikanın içinde iki çocuk çabucak gümüş
kutuyu, para kesesini, saati ve mendili adamın ceplerinden
alıvermişlerdi. Bu oyun oynanırken eğer yaşlı beyefendi
ceplerinden birine bir elin girdiğini hissederse avazı çıktığı
kadar bağırıyordu; o zaman oyuna en başından tekrar
başlanıyordu.
Onlar bu oyunu birçok kez oynayıp dururlarken, iki
genç hanım genç beyefendileri görmeye geldiler.
Bunlardan birinin adı Bet, ötekininki Nensi'ydi. Bu
hanımefendilerin yüzlerinde pek çok boya vardı ve
davranışları da çok serbest ve rahattı. Oliver onların
gerçekten hoş kızlar olduklarını düşündü. Kızlar Dovkinz
ve Çarli Beyts'le birlikte çıkıp gittiler.
Fagin, Oliver'e, -İşte böyle, şekerim, dedi. -Onlar
gittiler, artık bütün gün gelmezler. Çok hoş bir yaşamları
var, değil mi?
Oliver, -İşlerini bitirdiler mi, efendim? diye sordu.
-Evet, dedi Fagin, -şayet dışardayken yapacak
başka bir iş bulmazlarsa. Sen de onlar gibi yap,
Oliver. Onlar bir gün büyük adam olacaklar, senin de
büyük adam olmana yardım edebilirler. Bak bakalım,
mendilim cebimden dışarı sarkmış mı?
Oliver: -Evet, efendim.
-Bakalım bana hissettirmeden onu alabilecek
misin, bu sabah biz oynarken onların yaptığı
gibi.
Oliver, çocuklardan gördüğü gibi, bir eliyle
cebi altından tutarken öbür eliyle mendili oradan
çekiverdi. Fagin, -Aldın mı? diye bağırdı.
Oliver elindeki mendili göstererek, -İşte
burada, efendim, dedi.
Fagin, -Sen iyi bir çocuksun, aferin oğlum, dedi.
-Al sana bir lira. Eğer böyle devam edersen
çağımızın en büyük adamı olacaksın sen. Şimdi
gel bakalım, sana mendillerdeki işaretlerin nasıl
çıkartılacağını göstereceğim.
Oliver, bu oyunun büyük adam olmasına ne
yararı olacağını anlayamamıştı, ama henüz
on yaşında bile değildi; Fagin kendisinden çok
daha yaşlı olduğuna göre en doğrusunu o bilir
kuşkusuz, diye düşündü.
:::::::::::::::
Yedinci Bölüm
OLİVER HIRSIZLARA KATILIYOR
Günler günler ardından geçip giderken Oliver,
hep Fagin'in odasında oturup mendillerdeki
işaretleri çıkartıyordu. Arada sırada o da
önceden anlatılan oyunu oynuyordu. Sonunda Oliver
temiz havayı özlemeye başladı ve Fagin'e kendisinin de
Dovkinz ve Çarli Beyts'le birlikte işe gitmesine izin
vermesi için yalvardı.
Bir sabah yaşlı adam onun da gitmesine izin verdi.
Üç çocuk yavaş yavaş yürüyerek yola koyuldular.
Öyle yavaş yürüyorlardı ki, Oliver gerçekten işe gidip
gitmediklerini merak etmeye başlamıştı.
Dovkinz birden durdu. Parmağını
dudaklarına dokundurarak büyük bir dikkatle
arkadaşlarını geriye doğru çekti.
Oliver, -Ne oluyor? diye sordu.
-Sessiz ol! dedi Dovkinz. -Kitapçının
yanındaki şu yaşlı adamı görüyor musun?
Oliver, -Şuradaki yaşlı beyefendiyi mi? dedi.
-Evet görüyorum.
Dovkinz, -İşte o iyi, dedi. Çarli Beyts, -Çok
iyi, dedi.
Oliver onlara şaşkın şaşkın baktı. İki
çocuk yolun karşı tarafına yürüdüler ve yaşlı
adamın arkasına iyice sokuldular. Oliver ne
yapacağını bilemeden onları izliyordu.
Ak saçlı yaşlı adamın altın çerçeveli
gözlükleri vardı gözünde. Yeşil ceket giymişti ve
elinde bir baston tutuyordu. Dükkanın önünde
raftan bir kitap almış, büyük bir ilgiyle onu
okuyordu.
Dovkinz, Oliver'i büyük bir şaşkınlık ve
korkuya düşüren bir davranışla elini adamın
cebine sokup bir mendil çıkartarak Çarli Beyts'e
verdi, sonra ikisi birden hızla kaçarak köşeyi
döndüler.
Oliver mendillerin, saatlerin, mücevherlerin ve
Fagin'in oynadığı oyunların esrarını o anda
anlamıştı. Bir an korku ve dehşet içinde olduğu
yerde hareketsiz kaldı, sonra kaçmaya başladı.
O sırada yaşlı adam elini cebine atmış,
mendilinin kaybolduğunu görünce dönüp arkasına
bakmıştı. Birden Oliver'i kaçarken gördü ve
doğal olarak, mendilini onun çaldığını sandı.
-Dur, hırsız! diye bağırarak, elinde kitabı,
Oliver'in ardından koşmaya başladı.
Caddedeki herkes bu kovalamacaya
katılmıştı. Hepsi -Dur, hırsız! diye
bağırıyorlardı. Hatta Dovkinz ve Beyts Usta bile
bağrışanları duyunca -Dur, hırsız! diye
bağırarak Oliver'in arkasından koşmaya
başlamışlardı.
Sonunda, birisi Oliver'i itti; yere düşen çocuk
toz, toprak içinde kalmıştı. Bütün yüzü kan
içindeydi. Çevresine kalabalık toplandı.
Yaşlı adama, -Hırsız bu çocuk muydu?
diye sordular.
Adam, -Evet, dedi. -Korkarım ki o. Zavallı
çocuk! Yaralanmış.
Bir polis memuru kalabalığı yararak öne
geçti, Oliver'i ensesinden yakaladı.
-Gel bakalım, kalk ayağa! dedi.
-Ben değildim, efendim, başka iki çocuktu,
dedi Oliver. -Buralarda bir yerde olacaklar.
Memur, -Yoo, hayır, burada öyle kimse yok,
dedi. Bu doğruydu. Çünkü, Dovkinz'le Çarli Beyts
çoktan önlerine çıkan ilk sokağa saparak
kaçmışlardı bile. -Gel, kalk ayağa!
Yaşlı beyefendi, -Sakın çocuğun canını acıtmayın! dedi.
Polis memuru Oliver'i caddede sürüklemeye başlamıştı.
Birden eski siyah giysili bir adam onlara doğru
geldi.
-Durun, durun! Onu götürmeyin! diye bağırdı. -Durun bir
dakika!
Polis, Ne oluyor? Siz kimsiniz? dedi.
Adam, -Ben kitapçıyım, diye karşılık verdi. -Olup
bitenleri gördüm. Üç erkek çocuktu; biri bu, iki de başkası. Bay
Branlo orada kitap okuyordu, başka bir çocuk onun mendilini
aldı. Bu çocuk bir şey yapmadı. Orada durmuş şaşkın şaşkın
bakıyordu.
Polis memuru, -Öyle ise bu çocuk serbest bırakılmalı,
diyerek Oliver'in ensesini bıraktı. O anda bayılan
çocuk yere yığılıp kaldı. Yüzü ölü gibi bembeyaz
olmuştu.
O yaşlı beyefendi, yani Bay Branlo, -Zavallı çocuk,
zavallı çocuk! dedi. -Biriniz bir araba çağırsın,
lütfen. Hemen!
Bir araba geldi. Oliver'i kanepelerden birine yatırdılar.
Yaşlı adam da arabaya binerek onun yanına oturdu.
Araba sakin bir Londra sokağındaki güzel bir evin
önünde duruncaya kadar yol aldılar. Sonra Oliver'i eve
taşıyarak yatağa yatırdılar.
Dovkinz'le Çarli Beyts eve vardıklarında, Fagin onları
bekliyordu.
Fagin öfkeli öfkeli bakarak -Oliver nerede?
diye sordu. Nerede çocuk?
Küçük hırsızlar bir ona, bir de birbirlerine
baktılar, hiç seslerini çıkarmadılar.
Fagin, Dovkinz'i yakalayarak, -Ne oldu çocuğa?
diye bağırdı. -Konuş, yoksa öldürürüm seni!
Dovkinz, -Polisin biri onu yakalayıp götürdü,
dedi. -Bırak beni!
Dovkinz adamın elinden kurtularak masanın
üstünden bir bıçak aldı. Fagin de eline geçirdiği
bir fincanı Dovkinz'in kafasına fırlattı. Oğlana
değmeden geçen fincan, neredeyse o sırada
odaya girmekte olan bir adama çarpıyordu.
Adam boğuk bir sesle, -Kim attı bunu bana?
dedi. Otuz beş yaşlarında, üstü başı kirli,
bakışları öfkeli bir adamdı bu. Adı Bil
Sayks'dı. Yüzü yirmi yerinden tırmalanmış ve
yırtılmış beyaz bir köpek de onun ardından
odaya girdi.
Bil Sayks, -Sen bu çocuklara ne yapıyorsun
böyle, Fagin? dedi. -Seni öldürmediklerine
şaşıyorum.
Fagin: -Yavaş ol, Bay Sayks. Böyle
bağırarak konuşma. Bakıyorum bugün öfkelisin.
-Belki öyleyim, dedi Bil Sayks. Bana bir içki ver,
Fagin.
Sayks içkisini içerken, Dovkinz onlara Oliver'in
başına gelenleri ve nasıl yakalandığını anlattı.
Fagin: -Çocuğun polise bizlerden söz edip başımızı derde
sokacağından korkuyorum. Onu bulmalıyız
Bil Sayks: -Evet, birisi onu bulmalı.
Hırsızlar oturup birbirlerine bakmaya ve kafalarını
zorlayarak düşünmeye koyuldular. O sırada kapı açıldı
ve iki genç hanım, Bet'le Nensi içeri girdiler.
Fagin, -Yapılacak tek şey, dedi, -Bet gidecek, değil
mi şekerim?
Bet, -Nereye? diye sordu.
-Polise. Oliver'in nerede olduğunu öğrenmek için. Oğlanı
alıp götürmüşler, onu bulup geri getirmeliyiz.
-Beni kimse oraya gönderemez! dedi Bet.
Fagin: -Nensi, şekerim. Sen ne diyorsun?
Nensi: -Hayır.
Sayks: -Gidecek, gidecek, Fagin
Nensi: Hayır, gitmeyecek, Fagin.
Sayks: -Evet, gidecek, Fagin.
Sonunda Nensi gidip Oliver'i aramaya razı oldu. Üstüne
temiz giysiler giydi, eline küçük bir sepet aldı. Çok iyi ve tatlı
bir görünüşü vardı.
Nensi ağlıyormuş gibi yaparak, -Ah, sevgili kardeşim
Oliver! Benim zavallı küçük sevgili kardeşim Oliver! diye
bağırıyordu. -Ona ne oldu? Nereye götürdüler onu? Ah, ne
olur, acıyın ve söyleyin bana, ne yaptılar o sevgili çocuğa!
Fagin ve Bil Sayks, -Çok iyi dediler. -Sen çok iyi bir
kızsın, Nensi. Git, şimdi, şu polisi bul.
Nensi eve dönünce onlara, Oliver'e ne olduğunu anlattı.
-Bir beyefendi onu götürmüş, dedi. -Adı Bay Branlo
olan bir beyefendi. Dovkinz'in mendilini çaldığı adam.
Ama adamın nerede oturduğunu bilmiyorlar:
Fagin, -Oliver mutlaka bulunmalı, diye bağırdı.
-Çarli, sen her gün o kitapçı dükkanını gözleyeceksin.
Nensi, şekerim, Oliver'i bulmalıyız. Al sana para. Hemen bu evi
kapatacağım. Burada artık güven diye bir şey kalmadı.
Beni nerede bulacağınızı biliyorsunuz. Bir dakika daha burada
durmayın artık, dostlarım. Ve Oliver'i bulun. Size onu
bulun, diyorum!
Bu sözleri söyler söylemez Fagin hepsini iterek
odadan çıkardı. Sonra Oliver'in görmüş olduğu
kutuyu aldı, ceketinin altına sakladı ve odadan
çıktı.
::::::::::::::::
Sekizinci Bölüm
OLİVER DAHA İYİ BİR YUVA BULUYOR
Oliver, Bay Branlo'nun evinde kalıyordu. Hastaydı
birkaç hafta yataktan kalkamadı. Biraz iyileşince,
bir iskemleye oturup Bay Branlo'nun ev işlerine
bakan Bayan Bedvin'le konuşacak gücü bulabilmişti
kendinde.
Yeni arkadaşları Oliver'e çok iyi davranıyorlardı.
Bay Branlo ona yeni giysiler ve bir çift
yeni ayakkabı vermişti. Bayan Bedvin onu iyi
yiyecekler ve çorbalarla besliyordu; hem de bu çorbalar
öyle koyu oluyordu ki, yeterince sulandırılsa
güçsüzler evindeki üç yüz elli çocuğa dağıtılan
öğünleri sağlardı.
Bir gün Oliver Bayan Bedvin'in odasında
oturmuş akşam yemeğini yerken, duvardaki bir resim
dikkatini çekti. Bu, soylu bir hanımın resmiydi. Oliver
bu resme uzun uzun baktı.
Bayan Bedvin, -Sen resimleri seviyor musun, canım?
diye sordu.
Oliver, -Pek bilemiyorum, dedi. -Şimdiye kadar öyle
az resim gördüm ki, sevip sevmediğimi bilemiyorum. Ama,
şu resimdeki hanımın yüzü ne kadar güzel!
Bayan Bedvin: -Ya, ressamlar hanımları her zaman
olduklarından daha güzel gösterirler.
Oliver: -Kimin resmi o?
Bayan Bedvin: -Şey, bilmem. Çok mu ilgini çekti,
Oliver?
Oliver: -Çok, çok güzel.
Bayan Bedvin, Oliver'in resme korkulu bir bakışla
baktığını görüp çok şaşırarak, -Ondan
korkmadığından emin misin? diye sordu.
Oliver çabucak, -Yoo, hayır, hayır! diye karşılık
verdi. -Ama, öyle mutsuz bir bakışı var ki; hem de nereye
otursam o bakışlar bana dikilmiş gibi geliyor. Sanki
resim canlıymış ve benimle konuşmak istiyor da
konuşamıyormuş gibi...
Yaşlı kadın, -Tanrım, sen bizi koru! diye bağırdı.
-Böyle konuşma çocuğum. Hastalıktan sonra zayıf düştün.
Gel, iskemleni öbür yana çekeyim, o zaman resmi görmezsin.
Oliver o resmi kafasının içinde hep görüyordu; ama o iyi
kalpli yaşlı kadını üzmemenin daha iyi olacağını
düşündü; onun için gülümsemekle yetinerek yemeğini yemeğe
devam etti.
O sırada Bay Branlo Oliver'i görmeye gelmişti.
Konuşurlarken, Bay Branlo'nun gözleri o resme ilişti.
Birden, -Bayan Bedvin! diye bağırdı, -Şuraya bakın!
Bay Branlo konuşurken, bir Oliver'in başının üstündeki
resmi, sonra bir de çocuğun yüzünü gösteriyordu eliyle. Gözler,
baş, ağız; birbirinin, aynıydı. O yaşayan yüzün her çizgisi
sanki resimdekinin bir kopyasıydı.
Oliver, Bay Branlo'nun neden böyle bağırdığını
anlamamıştı; ama bu bağırışın kendisine verdiği
şaşkınlığa dayanacak kadar da güçlü değildi;
bayılıverdi.
Ertesi gün, Oliver, Bayan Bedvin'in odasına kahvaltıya
geldiğinde, o resim yerinde yoktu.
-Neden onu götürdüler? diye sordu.
-Seni üzüyor gibiydi, çocuğum, dedi Bayan Bedvin, -Bay
Branlo, bunun çabuk iyileşmene engel olabileceğini düşündü;
onun için resim kaldırıldı.
-Ah, hayır, gerçekten, bana hiç üzüntü vermiyordu,
dedi Oliver. -Onu seyretmek hoşuma gidiyordu. Sevmiştim
onu.
-Peki peki, dedi yaşlı kadın, -sen, bir an önce
iyileşmelisin canım, o zaman resim tekrar yerine asılır.
Tamam mı! Sana söz veriyorum! Gel şimdi başka şeyler
konuşalım.





goksel




