| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
nufüs huviyet cuzdanı gökyüzü kadar kırmızı 2006Hakiki yoksul bir iki Hurma ve bir iki Lokma alıb kapıdan dönen değil, iffet'inden 
 dolayı istemekden sakınan kimsedir

orfeonrecord13289.bloggumnaruto shippuden goksel

1 "charles dıckens oliver tvist oliver'in ilk yılları 4" etiketi kullanan gönderi "charles dıckens oliver tvist oliver'in ilk yılları 4" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Sep
17
    

 

 

 

Cebinden dört tane mendil çıkartan Beyts Usta,

-mendiller, diye cevap verdi.

 Mendillere dikkatle bakan Fagin, -İyi, dedi. -İyi mendiller,

ama bunları iyi işaretlememişsin, Çarli. En iyisi bu işaretleri

bir iğneyle çıkartmalı. Bunun nasıl yapılacağını Oliver'e

öğreteceğiz. Ne dersin, Oliver? Ha ha ha!

-Nasıl isterseniz, efendim, dedi Oliver.

 -Sen de Çarli gibi, cep mendillerinin en iyi biçimde

nasıl alınacağını öğrenmek istersin, öyle değil mi,

şekerim?

 Oliver, -Eğer öğretirseniz, bunu çok isterim, efendim,

dedi.

Çarli gene güldü.

  Kahvaltıdan sonra yaşlı adamla iki çocuk çok tuhaf

bir oyun oynadılar. Yaşlı adam pantolonunun ceplerinden

birine gümüş bir kutu, öbürüne dolu bir para

kesesi, ceketinin cebine de bir kol saati ile bir mendil

koydu. Sonra tıpkı yaşlı beyefendilerin caddelerde

yürüdükleri gibi elinde bir bastonla odanın içine dolaşmaya

başladı. Arada sırada bir mağazanın vitrinine

bakıyormuş gibi davranarak kapının önünde duruyordu.

Sonra da sanki hırsızlardan korkuyormuş gibi etrafına

bakınıyor, bir şey kaybedip kaybetmediğini anlamak

istercesine ceplerini yokluyordu. Bunu öyle komik bir

şekilde yapıyordu ki, Oliver gözlerinden yaşlar gelene

kadar güldü.

 Fagin bütün bunları yaparken, iki çocuk da onu hemen

arkasından izliyorlardı. Adam arkasına dönüp baktıkça da

çabucak gizleniyorlardı. Sanunda Dovkinz, Fagin'in ayağına

bastı, o sırada Çarli Beyts yüklenip, onu arkasından itti.

İşte bu bir dakikanın içinde iki çocuk çabucak gümüş

kutuyu, para kesesini, saati ve mendili adamın ceplerinden

alıvermişlerdi. Bu oyun oynanırken eğer yaşlı beyefendi

ceplerinden birine bir elin girdiğini hissederse avazı çıktığı

kadar bağırıyordu; o zaman oyuna en başından tekrar

başlanıyordu.

 Onlar bu oyunu birçok kez oynayıp dururlarken, iki

genç hanım genç beyefendileri görmeye geldiler.

Bunlardan birinin adı Bet, ötekininki Nensi'ydi. Bu

hanımefendilerin yüzlerinde pek çok boya vardı ve

davranışları da çok serbest ve rahattı. Oliver onların

gerçekten hoş kızlar olduklarını düşündü. Kızlar Dovkinz

 

 

 

ve Çarli Beyts'le birlikte çıkıp gittiler.

 Fagin, Oliver'e, -İşte böyle, şekerim, dedi. -Onlar

gittiler, artık bütün gün gelmezler. Çok hoş bir yaşamları

var, değil mi?

Oliver, -İşlerini bitirdiler mi, efendim? diye sordu.

 -Evet, dedi Fagin, -şayet dışardayken yapacak

başka bir iş bulmazlarsa. Sen de onlar gibi yap,

Oliver. Onlar bir gün büyük adam olacaklar, senin de

büyük adam olmana yardım edebilirler. Bak bakalım,

mendilim cebimden dışarı sarkmış mı?

Oliver: -Evet, efendim.

 -Bakalım bana hissettirmeden onu alabilecek

misin, bu sabah biz oynarken onların yaptığı

gibi.

 Oliver, çocuklardan gördüğü gibi, bir eliyle

cebi altından tutarken öbür eliyle mendili oradan

çekiverdi. Fagin, -Aldın mı? diye bağırdı.

Oliver elindeki mendili göstererek, -İşte

burada, efendim, dedi.

Fagin, -Sen iyi bir çocuksun, aferin oğlum, dedi.

 -Al sana bir lira. Eğer böyle devam edersen

çağımızın en büyük adamı olacaksın sen. Şimdi

gel bakalım, sana mendillerdeki işaretlerin nasıl

çıkartılacağını göstereceğim.

 Oliver, bu oyunun büyük adam olmasına ne

yararı olacağını anlayamamıştı, ama henüz

on yaşında bile değildi; Fagin kendisinden çok

daha yaşlı olduğuna göre en doğrusunu o bilir

kuşkusuz, diye düşündü.

:::::::::::::::

Yedinci Bölüm

OLİVER HIRSIZLARA KATILIYOR

  Günler günler ardından geçip giderken Oliver,

hep Fagin'in odasında oturup mendillerdeki

işaretleri çıkartıyordu. Arada sırada o da

önceden anlatılan oyunu oynuyordu. Sonunda Oliver

temiz havayı özlemeye başladı ve Fagin'e kendisinin de

Dovkinz ve Çarli Beyts'le birlikte işe gitmesine izin

 

 

vermesi için yalvardı.

 Bir sabah yaşlı adam onun da gitmesine izin verdi.

Üç çocuk yavaş yavaş yürüyerek yola koyuldular.

Öyle yavaş yürüyorlardı ki, Oliver gerçekten işe gidip

gitmediklerini merak etmeye başlamıştı.

 Dovkinz birden durdu. Parmağını

dudaklarına dokundurarak büyük bir dikkatle

arkadaşlarını geriye doğru çekti.

Oliver, -Ne oluyor? diye sordu.

 -Sessiz ol! dedi Dovkinz. -Kitapçının

yanındaki şu yaşlı adamı görüyor musun?

Oliver, -Şuradaki yaşlı beyefendiyi mi? dedi.

-Evet görüyorum.

  Dovkinz, -İşte o iyi, dedi. Çarli Beyts, -Çok

iyi, dedi.

 Oliver onlara şaşkın şaşkın baktı. İki

çocuk yolun karşı tarafına yürüdüler ve yaşlı

adamın arkasına iyice sokuldular. Oliver ne

yapacağını bilemeden onları izliyordu.

Ak saçlı yaşlı adamın altın çerçeveli

gözlükleri vardı gözünde. Yeşil ceket giymişti ve

elinde bir baston tutuyordu. Dükkanın önünde

raftan bir kitap almış, büyük bir ilgiyle onu

okuyordu.

 Dovkinz, Oliver'i büyük bir şaşkınlık ve

korkuya düşüren bir davranışla elini adamın

cebine sokup bir mendil çıkartarak Çarli Beyts'e

verdi, sonra ikisi birden hızla kaçarak köşeyi

döndüler.

 Oliver mendillerin, saatlerin, mücevherlerin ve

Fagin'in oynadığı oyunların esrarını o anda

anlamıştı. Bir an korku ve dehşet içinde olduğu

yerde hareketsiz kaldı, sonra kaçmaya başladı.

 O sırada yaşlı adam elini cebine atmış,

mendilinin kaybolduğunu görünce dönüp arkasına

bakmıştı. Birden Oliver'i kaçarken gördü ve

doğal olarak, mendilini onun çaldığını sandı.

 -Dur, hırsız! diye bağırarak, elinde kitabı,

Oliver'in ardından koşmaya başladı.

 

 

 

 Caddedeki herkes bu kovalamacaya

katılmıştı. Hepsi -Dur, hırsız! diye

bağırıyorlardı. Hatta Dovkinz ve Beyts Usta bile

bağrışanları duyunca -Dur, hırsız! diye

bağırarak Oliver'in arkasından koşmaya

başlamışlardı.

  Sonunda, birisi Oliver'i itti; yere düşen çocuk

toz, toprak içinde kalmıştı. Bütün yüzü kan

içindeydi. Çevresine kalabalık toplandı.

Yaşlı adama, -Hırsız bu çocuk muydu?

diye sordular.

 Adam, -Evet, dedi. -Korkarım ki o. Zavallı

çocuk! Yaralanmış.

 Bir polis memuru kalabalığı yararak öne

geçti, Oliver'i ensesinden yakaladı.

-Gel bakalım, kalk ayağa! dedi.

 -Ben değildim, efendim, başka iki çocuktu,

dedi Oliver. -Buralarda bir yerde olacaklar.

Memur, -Yoo, hayır, burada öyle kimse yok,

dedi. Bu doğruydu. Çünkü, Dovkinz'le Çarli Beyts

çoktan önlerine çıkan ilk sokağa saparak

kaçmışlardı bile. -Gel, kalk ayağa!

Yaşlı beyefendi, -Sakın çocuğun canını acıtmayın! dedi.

 Polis memuru Oliver'i caddede sürüklemeye başlamıştı.

Birden eski siyah giysili bir adam onlara doğru

geldi.

 -Durun, durun! Onu götürmeyin! diye bağırdı. -Durun bir

dakika!

Polis, Ne oluyor? Siz kimsiniz? dedi.

 Adam, -Ben kitapçıyım, diye karşılık verdi. -Olup

bitenleri gördüm. Üç erkek çocuktu; biri bu, iki de başkası. Bay

Branlo orada kitap okuyordu, başka bir çocuk onun mendilini

aldı. Bu çocuk bir şey yapmadı. Orada durmuş şaşkın şaşkın

bakıyordu.

 Polis memuru, -Öyle ise bu çocuk serbest bırakılmalı,

diyerek Oliver'in ensesini bıraktı. O anda bayılan

çocuk yere yığılıp kaldı. Yüzü ölü gibi bembeyaz

olmuştu.

 

 

  O yaşlı beyefendi, yani Bay Branlo, -Zavallı çocuk,

zavallı çocuk! dedi. -Biriniz bir araba çağırsın,

lütfen. Hemen!

  Bir araba geldi. Oliver'i kanepelerden birine yatırdılar.

Yaşlı adam da arabaya binerek onun yanına oturdu.

Araba sakin bir Londra sokağındaki güzel bir evin

önünde duruncaya kadar yol aldılar. Sonra Oliver'i eve

taşıyarak yatağa yatırdılar.

 Dovkinz'le Çarli Beyts eve vardıklarında, Fagin onları

bekliyordu.

 Fagin öfkeli öfkeli bakarak -Oliver nerede?

diye sordu. Nerede çocuk?

 Küçük hırsızlar bir ona, bir de birbirlerine

baktılar, hiç seslerini çıkarmadılar.

 Fagin, Dovkinz'i yakalayarak, -Ne oldu çocuğa?

diye bağırdı. -Konuş, yoksa öldürürüm seni!

Dovkinz, -Polisin biri onu yakalayıp götürdü,

dedi. -Bırak beni!

 Dovkinz adamın elinden kurtularak masanın

üstünden bir bıçak aldı. Fagin de eline geçirdiği

bir fincanı Dovkinz'in kafasına fırlattı. Oğlana

değmeden geçen fincan, neredeyse o sırada

odaya girmekte olan bir adama çarpıyordu.

Adam boğuk bir sesle, -Kim attı bunu bana?

dedi. Otuz beş yaşlarında, üstü başı kirli,

bakışları öfkeli bir adamdı bu. Adı Bil

Sayks'dı. Yüzü yirmi yerinden tırmalanmış ve

yırtılmış beyaz bir köpek de onun ardından

odaya girdi.

 Bil Sayks, -Sen bu çocuklara ne yapıyorsun

böyle, Fagin? dedi. -Seni öldürmediklerine

şaşıyorum.

 Fagin: -Yavaş ol, Bay Sayks. Böyle

bağırarak konuşma. Bakıyorum bugün öfkelisin.

 -Belki öyleyim, dedi Bil Sayks. Bana bir içki ver,

Fagin.

 Sayks içkisini içerken, Dovkinz onlara Oliver'in

başına gelenleri ve nasıl yakalandığını anlattı.

 Fagin: -Çocuğun polise bizlerden söz edip başımızı derde

sokacağından korkuyorum. Onu bulmalıyız

 

Bil Sayks: -Evet, birisi onu bulmalı.

 Hırsızlar oturup birbirlerine bakmaya ve kafalarını

zorlayarak düşünmeye koyuldular. O sırada kapı açıldı

ve iki genç hanım, Bet'le Nensi içeri girdiler.

 Fagin, -Yapılacak tek şey, dedi, -Bet gidecek, değil

mi şekerim?

Bet, -Nereye? diye sordu.

 -Polise. Oliver'in nerede olduğunu öğrenmek için. Oğlanı

alıp götürmüşler, onu bulup geri getirmeliyiz.

-Beni kimse oraya gönderemez! dedi Bet.

Fagin: -Nensi, şekerim. Sen ne diyorsun?

Nensi: -Hayır.

Sayks: -Gidecek, gidecek, Fagin

Nensi: Hayır, gitmeyecek, Fagin.

Sayks: -Evet, gidecek, Fagin.

  Sonunda Nensi gidip Oliver'i aramaya razı oldu. Üstüne

temiz giysiler giydi, eline küçük bir sepet aldı. Çok iyi ve tatlı

bir görünüşü vardı.

 Nensi ağlıyormuş gibi yaparak, -Ah, sevgili kardeşim

Oliver! Benim zavallı küçük sevgili kardeşim Oliver! diye

bağırıyordu. -Ona ne oldu? Nereye götürdüler onu? Ah, ne

olur, acıyın ve söyleyin bana, ne yaptılar o sevgili çocuğa!

 Fagin ve Bil Sayks, -Çok iyi dediler. -Sen çok iyi bir

kızsın, Nensi. Git, şimdi, şu polisi bul.

Nensi eve dönünce onlara, Oliver'e ne olduğunu anlattı.

 -Bir beyefendi onu götürmüş, dedi. -Adı Bay Branlo

olan bir beyefendi. Dovkinz'in mendilini çaldığı adam.

Ama adamın nerede oturduğunu bilmiyorlar:

Fagin, -Oliver mutlaka bulunmalı, diye bağırdı.

 -Çarli, sen her gün o kitapçı dükkanını gözleyeceksin.

Nensi, şekerim, Oliver'i bulmalıyız. Al sana para. Hemen bu evi

kapatacağım. Burada artık güven diye bir şey kalmadı.

Beni nerede bulacağınızı biliyorsunuz. Bir dakika daha burada

 

 

durmayın artık, dostlarım. Ve Oliver'i bulun. Size onu

bulun, diyorum!

 Bu sözleri söyler söylemez Fagin hepsini iterek

odadan çıkardı. Sonra Oliver'in görmüş olduğu

kutuyu aldı, ceketinin altına sakladı ve odadan

çıktı.

::::::::::::::::

Sekizinci Bölüm

OLİVER DAHA İYİ BİR YUVA BULUYOR

 Oliver, Bay Branlo'nun evinde kalıyordu. Hastaydı

birkaç hafta yataktan kalkamadı. Biraz iyileşince,

bir iskemleye oturup Bay Branlo'nun ev işlerine

bakan Bayan Bedvin'le konuşacak gücü bulabilmişti

kendinde.

 Yeni arkadaşları Oliver'e çok iyi davranıyorlardı.

Bay Branlo ona yeni giysiler ve bir çift

yeni ayakkabı vermişti. Bayan Bedvin onu iyi

yiyecekler ve çorbalarla besliyordu; hem de bu çorbalar

öyle koyu oluyordu ki, yeterince sulandırılsa

güçsüzler evindeki üç yüz elli çocuğa dağıtılan

öğünleri sağlardı.

 Bir gün Oliver Bayan Bedvin'in odasında

oturmuş akşam yemeğini yerken, duvardaki bir resim

dikkatini çekti. Bu, soylu bir hanımın resmiydi. Oliver

bu resme uzun uzun baktı.

 Bayan Bedvin, -Sen resimleri seviyor musun, canım?

diye sordu.

 Oliver, -Pek bilemiyorum, dedi. -Şimdiye kadar öyle

az resim gördüm ki, sevip sevmediğimi bilemiyorum. Ama,

şu resimdeki hanımın yüzü ne kadar güzel!

 Bayan Bedvin: -Ya, ressamlar hanımları her zaman

olduklarından daha güzel gösterirler.

Oliver: -Kimin resmi o?

 Bayan Bedvin: -Şey, bilmem. Çok mu ilgini çekti,

Oliver?

Oliver: -Çok, çok güzel.

Bayan Bedvin, Oliver'in resme korkulu bir bakışla

 

baktığını görüp çok şaşırarak, -Ondan

korkmadığından emin misin? diye sordu.

 Oliver çabucak, -Yoo, hayır, hayır! diye karşılık

verdi. -Ama, öyle mutsuz bir bakışı var ki; hem de nereye

otursam o bakışlar bana dikilmiş gibi geliyor. Sanki

resim canlıymış ve benimle konuşmak istiyor da

konuşamıyormuş gibi...

Yaşlı kadın, -Tanrım, sen bizi koru! diye bağırdı.

 -Böyle konuşma çocuğum. Hastalıktan sonra zayıf düştün.

Gel, iskemleni öbür yana çekeyim, o zaman resmi görmezsin.

 Oliver o resmi kafasının içinde hep görüyordu; ama o iyi

kalpli yaşlı kadını üzmemenin daha iyi olacağını

düşündü; onun için gülümsemekle yetinerek yemeğini yemeğe

devam etti.

 O sırada Bay Branlo Oliver'i görmeye gelmişti.

Konuşurlarken, Bay Branlo'nun gözleri o resme ilişti.

Birden, -Bayan Bedvin! diye bağırdı, -Şuraya bakın!

 Bay Branlo konuşurken, bir Oliver'in başının üstündeki

resmi, sonra bir de çocuğun yüzünü gösteriyordu eliyle. Gözler,

baş, ağız; birbirinin, aynıydı. O yaşayan yüzün her çizgisi

sanki resimdekinin bir kopyasıydı.

 Oliver, Bay Branlo'nun neden böyle bağırdığını

anlamamıştı; ama bu bağırışın kendisine verdiği

şaşkınlığa dayanacak kadar da güçlü değildi;

bayılıverdi.

 Ertesi gün, Oliver, Bayan Bedvin'in odasına kahvaltıya

geldiğinde, o resim yerinde yoktu.

-Neden onu götürdüler? diye sordu.

 -Seni üzüyor gibiydi, çocuğum, dedi Bayan Bedvin, -Bay

Branlo, bunun çabuk iyileşmene engel olabileceğini düşündü;

onun için resim kaldırıldı.

 -Ah, hayır, gerçekten, bana hiç üzüntü vermiyordu,

dedi Oliver. -Onu seyretmek hoşuma gidiyordu. Sevmiştim

onu.

  -Peki peki, dedi yaşlı kadın, -sen, bir an önce

iyileşmelisin canım, o zaman resim tekrar yerine asılır.

Tamam mı! Sana söz veriyorum! Gel şimdi başka şeyler

konuşalım.