CHARLES DICKENS OLİVER TVİST OLİVER'İN İLK YILLARI 5
Oliver kısa sürede güçlendi, iyileşti. Bay Branlo'nun
evinde çok mutluydu. Bir gün Bay Branlo ona gelecekte ne
yapmak istediğini sordu.
Oliver, -Lütfen, izin verin sizin yanınızda kalayım,
efendim, dedi. -Beni buradan göndermeyin lütfen. İzin
verin kalayım ve evinizde uşak olayım.
Bay Branlo, -Kalacaksın, dedi. -Sen bir neden
yaratmadıkça hiçbir zaman buradan göndermiyeceğim.
Ama önce bana kendi öykünü anlat Oliver. Nereden
geldin? Küçükken sana kim baktı? Seni aralarında bulduğum
çeteye nasıl katıldın? Şimdi bana bunları
anlatacak kadar güçlüsün artık. Bana gerçeği söyle,
yaşadığın sürece sana ben bakacağım.
Oliver ağlamaya başladı ve sonra Bay Branlo'ya,
Bay Bambıl ve güçsüzler eviyle ilgili her şeyi anlatmaya
başladı. Tam o sırada kapının vurulduğu duyuldu.
Kapıyı vuran Bay Branlo'nun arkadaşı Bay Grimvig'di. Çaya
gelmişti.
Oliver: -Ben gideyim mi, efendim?
Bay Branlo: -Hayır, kal burada, dedi -Bu, size
anlattığım çocuk Oliver Tvist, Bay Grimvig. Oliver
eğilerek selam verdi.
Bay Grimvig Oliver'e baktı. Arkadaşı Bay Branlo'nun çok
iyi kalpli bir yaratılışı olduğunu ve sokakta
bulunan herhangi bir çocuğun onu aldatabileceğini
biliyordu.
-Demek çocuk bu, öyle mi? dedi Bay Grimvig.
-Peki, nereden gelmiş? Kim bu çocuk? Ne iş yapar?
Oliver Tvist'in gerçek yaşam öyküsünü ve serüvenlerini
ne zaman dinleyeceğiz?
Bay Branlo, -Yarın sabah, dedi: -Yarın sabah saat onda
bana gel Oliver, her şeyi konuşalım.
-Evet, efendim.
Bay Grimvig, Bay Branlo'ya, -Bak sana ne söyleyeceğim;
bu çocuk yarın sabah sana kendini anlatmaya gelmeyecek.
İnsanlara çok kolay güveniyorsun. Bu çocuk seni aldatıyor,
sevgili arkadaşım, diye fısıldadı.
Bay Branlo, -Hayır, aldatmıyor, dedi.
Bay Grimvig: -Eğer aldatmıyorsa, ellerimi keserim.
Tam bu sırada Bayan Bedvin elinde birkaç kitapla içeri
girdi.
-Bu kitapların bu sabah geri gitmesi gerekli, efendim.
Onları siz kendiniz götürecektiniz.
Bay Grimvig: -Onları Oliver'le gönder. Ona; söylediğin
gibi güveniyorsan, senin yerine kitapları o götürsün.
-Evet, lütfen izin verin ben götüreyim, efendim, dedi
Oliver. -Oraya kadar koşarak giderim, efendim. Bay
Branlo aslında Oliver'in evden çıkmasını istemiyordu, ama
Bay Grimvig'e yanıldığını kanıtlamaya, Oliver'in güvenilir
bir çocuk olduğunu göstermeye karar verdi.
Bay Branlo Oliver'e, -Gidebilirsin, yavrum, dedi.
-Kitapçıya bu kitapları geri getirdiğini ve kendisine borcum
olan parayı ödeyeceğini söylersin. Paranın üstünü bana
getir.
Oliver sabırsızlıkla, -Gecikmeden gelirim, efendim,
dedi.
Parayı cebine koyup, kitapları kolunun altına
aldıktan sonra eğilerek selam verdi ve odadan çıktı.
Bayan Bedvin, Oliver'i kapıya kadar götürüp, ona
en kestirme yolu söyledi.
Oliver gidince Bayan Bedvin, -Onun o tatlı yüzünü
Tanrım korusun, diyordu. -Nedense onun gözümün önünden
ayrılmasına gönlüm hiç razı olmuyor.
Bay Branlo, -Yirmi dakika sonra burada olacak, dedi.
Bay Grimvig: -Ya, onun gerçekten döneceğini umuyorsun, öyle mi?
Bay Branlo, gülümseyerek: -Sen ummuyor musun?
Bay Grimvig: -Hayır, ummuyorum. Bu çocuğun
üstünde yeni giysiler, kolunun altında güzel kitaplar,
cebinde de bir beş yüz lira var. Hırsız
arkadaşlarıyla buluşacak ve sana gülecekler. Eğer o
çocuk bir daha bu eve dönerse, ben de ellerimi
keserim!
Bay Grimvig bu sözleri söylerken oturdu ve Oliver'in
dönmesini beklemeye başladılar.
::::::::::::::::
Dokuzuncu Bölüm
HIRSIZLARIN ARASINA DÖNÜŞ
Oliver kitapçıya kadar yürümüş, dükkana iyice
yaklaşmıştı. Birden genç bir kadının yüksek sesle
bağırdığını duydu: -Ah, benim canım kardeşim!
Ne olduğunu anlamak için başını kaldırdığında, bir
çift kolun boynuna dolandığını hissetti. -Bırak beni! diye
bağırdı. -Kimsin sen? Neden yolumu kesiyorsun?
Genç kadın, -Buldum seni! diye bağırıyordu. -Ah! Oliver!
Oliver! Ah, seni yaramaz çocuk, bana ne kadar acı çektirdin.
Gel eve, canım, gel eve. Tanrıya şükürler olsun, seni
buldum!
Kadın hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Çevrelerine kalabalık
toplanmaya başladı. Oradan geçmekte olan iki kadın, ağlayan genç
kadına ne olduğunu sordular.
-Bu benim kardeşim. Bir ay kadar önce evden
kaçmıştı, dedi genç kadın. -Annemiz, babamız iyi insanlardır.
Kardeşim evden kaçtı ve bir hırsız çetesine katıldı; neredeyse
annesinin yüreğine indiriyordu.
Kadının biri, -Şeytan kurusu, dedi.
Bir başkası, -Dön evine, seni kötü yaratık seni, dedi.
Oliver: -Ben kötü değilim, bu kızı da tanımıyorum.
Benim ne kız kardeşim, ne de babam var.
Kız, -Nasıl yalan söylüyor, duyun! diye bağırdı. O
zaman Oliver ilk kez kızın yüzünü görerek, -Aaa, bu Nensi!
dedi.
Nensi kalabalığa, -Gördünüz mü, beni tanıyor! diye
bağırdı. -Söyleyin, evine, sevgili annesine babasına
dönsün. Lütfen bana yardım edin, onu eve götüreyim.
Arkasında beyaz köpeğiyle dükkandan çıkan Bil
Sayks, -Ne oluyor burada? diye bağırdı. -Küçük Oliver!
Seni küçük yaramaz. Evine, zavallı annene dön. Evine
dön, hemen.
Oliver, -Benim bunlarla ilişkim yok. Tanımıyorum
onları. -Kurtarın! Kurtarın! diye bağırırken adam onu
yakaladı. -Kurtarın, ha! diye tekrarladı Sayks. -Pekala,
ben seni kurtaracağım, seni küçük şeytan seni. Bu
kitaplar ne? Gene çalıyorsun, değil mi? Ver onları
buraya.
Sayks kitapları Oliver'in elinden çekip aldı ve
çocuğun kafasına vurdu.
Kalabalığın içinden biri, -Tamam işte, dedi.
-Ona ders vermenin tek yolu bu.
İki kadın da, -Bu onun aklını başına getirir,
dediler.
Oliver karşı koyamayacak kadar güçsüzdü. Zavallı
bir çocuk bütün bunlara karşı ne yapabilirdi ki...
Onu dar sokaklar boyunca sürükleyip götürdüler.
Gece olmuştu. Bay Branlo'nun evinde, Bayan Bedvin
açık kapının önünde duruyordu. Uşaklardan biri
Oliver'i aramak için caddenin bir başından öbür başına
belki yirmi kez koşup durmuştu. İki yaşlı adam da
üst katta oturmuş, sessizce bekliyorlardı.
Nensi ve Bil Sayks Oliver'le birlikte dar sokaklardan
koştular. Yarım saat sonra, eski giysiler satan
dükkanlarla dolu, çok pis dar bir sokağa girmişlerdi.
Köpek önlerinde koşarak, bomboş ve terk edilmiş gibi
görünen kapalı bir dükkanın kapısında durdu.
Sayks zili çaldı, kapı açıldı, üçü birden çabucak
eve girdiler. İçerisi karanlıktı. Sayks Oliver'i merdivenlerden
aşağıya sürükleyerek bir odanın kapısını açtı.
Gürültülü bir kahkaha duydular. Bu Çarli Beyts'di.
Çarli, -İşte, burada! diye bağırıyordu. -Of. Fagin,
şunun üstündeki giysilere bak! Bir de kitaplarına
bak! Tam bir beyefendi! Sevsinler! Ay, gülmekten bayılacağım!
Tutun beni!
Fagin, Oliver'in önünde saygıyla eğildi. -Sizi gördüğüme
çok sevindim, dedi. -Çok iyi görünüyorsunuz. Çarli size
başka bir giysi versin, canımın içi; bayramlığınız kirlenmesin.
Neden bir iki satır yazıp geleceğinizi bildirmediniz? Akşam
yemeği için sıcak bir şeyler hazırlardık.
Tam bu sırada, Çarli beş yüzlük banknotu çekip Oliver'in
cebinden çıkartıvermişti.
Fagin parayı alırken Sayks öne atılmış, -Hayırdır inşallah!
Bu da ne? demişti. -O para benim, Fagin.
Fagin, -Hayır, hayır canım, dedi, -benim o, Bil; benim. Sen
kitapları al.
Sayks, -Eğer o para benim değilse, ben de çocuğu geri
götürürüm, dedi.
-Bu doğru olmaz, dedi Fagin.
Bil Sayks: -Doğru olur, ya da olmaz. Oğlanı sana
Nensi'yle ben getirdik. Ver o parayı bize, seni ihtiyar
şeytan.
Sayks bu sözleri söylerken Fagin'in parmaklarının arasından
parayı kaptı ve mendilinin içine koydu.
-Bu bizim emeğimizin karşılığı, hem yarısı bile etmez.
Okumayı seviyorsan kitapları sen al; sevmiyorsan satarsın.
Oliver, Fagin'in ayaklarının dibinde dizlerinin üstüne
çökerek, -Onlar o yaşlı beyefendinin kitapları,
dedi. -Çok hastayken beni evine götürüp bakan o çok
iyi kalpli yaşlı adamın kitapları onlar. Lütfen geri
gönderin onları. Kitapları ve parayı ona geri gönderin.
Benim onları çaldığımı sanacak, o yaşlı hanım da öyle
düşünecek. Onlar bana öyle iyi davrandılar ki... Ne olur,
lütfen onları geri gönderin!
Fagin, -Çocuğun hakkı var, dedi. -Onları çaldığınızı
sanacaklar sonra. Hah, ha! Kahkahalarla gülerek ellerini
oğuşturdu. -Bundan daha iyisi olamazdı!
Oliver, olanları şimdi anlamıştı; birden yerinden
fırladı ve olanca gücüyle -imdat diye bağırarak odadan kaçtı.
Odadakiler Oliver'in peşinden frrlayınca, Nensi
odanın kapısını kapatarak, -Şu köpeği tut, Bil! diye
bağırdı. -Çocuğu paramparça edecek.
Sayks, -Oğlan da bunu hak etti, diye bağırdı.
-Bırak ben de koşayım arkasından. Çekil kapıdan
Nensi, yoksa kafanı duvara vurur parçalarım ha!
Nensi, -Hayır! Hayır! diye haykırdı. -Önce beni
öldür, ama şu köpeğin çocuğa dokunmasına izin verme,
ne olur!
Bil Sayks, Nensi'yi savurup yere attı. Tam o sırada
Fagin ve öteki çocuklar Oliver'i çekip sürükleyerek,
geri geldiler.
Fagin çevresine bakınarak, -Ne oluyor burada?
dedi.
Sayks: -Bu kız aklını kaçırdı, galiba.
Nensi, yüksek sesle, -Hayır, aklını filan kaçırmadı! dedi
Fagin: -Öyle ise kes sesini, tamam mı? Sonra
Oliver'e döndü. -Demek sen gitmek istedin, canım, öyle mi?
diyerek köşede duran sopayı kaptı. -Demek sen yardım
istedin, ha? Belki de polis çağırmak istedin? Şimdi bunun
çaresine bakarız.
Fagin sopayı bütün gücüyle Oliver'in omzuna indirdi. İkinci
kez vurmak için sopayı kaldırırken Nensi atılıp
Fagin'in elinden sopayı kaparak ateşe attı. -Burada durup
yaptıklarını seyredecek değilim, Fagin, diye bağırdı.
-Çocuğu buldun, daha ne istiyorsun? Rahat bırak onu!
Bil Sayks, -Kes sesini! diye bağırdı.
Fagin, Nensi'ye, -Daha konuşursan yakarım canını, dedi.
Nensi öfkeyle Fagin'in üstüne atılırken Bil Sayks onu
tuttu.
Fagin, -Kadınlar da amma baş belası oluyor, ha!
dedi. -Ne var ki, bu işin yürümesi için gerekliler bize.
Çarli, Oliver'i yatağa götür.
Çarli Beyts gülerek, -Sanırım yarın o güzel giysilerini
giymese daha iyi olacak, ne dersin? dedi.
Fagin de gülerek, -Haklısın, dedi.
Beyts, Oliver'i alıp, onun daha önce de yatmış olduğu
yatakların bulunduğu bitişik odaya götürdü. Sonra
Oliver'in üstündeki yeni giysilerin hepsini alarak,
ona kirli eski bir giyecek verdi.
Daha sonra da Oliver'i karanlıkta tek başına bırakarak
kapıyı çekip gitti.
:::::::::::::::
Onuncu Bölüm
YENİ BİR PLAN
Bay Bambıl şöminenin önünde oturmuş gazetesini okurken,
birden şaşırdı. Oliver Tvist'in evinden kaybolduğunu
bildiren bir ilan görmüştü. İlanda Oliver'in bulunmasına
yardım edene beş yüz lira verileceği de bildiriliyordu.
Oliver'in özellikleri ve üstündeki giysiler anlatılmış,
en sonunda da Bay Branlo'nun ismi ve adresi verilmişti.
Bay Bambıl hemen Bay Branlo'yu görmeye gitti.
Bay Branlo, -Buyurun, buyurun, diyerek kendisini karşıladı.
Bayan Bedvin ise, -Oliver'den nasıl olsa bir haber
alacağımızı biliyordum, diyordu. -Tanrım onu korusun.
Bay Branlo meraklı bir sesle, -Zavallı çocuğun nerede
olduğunu biliyor musunuz? diye sordu. -Konuşun dostum,
bize onunla ilgili bildiğiniz her şeyi anlatın.
Bay Bambıl şapkasını bırakarak konuşmaya başladı.
Yirmi dakika hiç durmadan konuştu. Onlara Oliver'in kötü anne
babadan doğduğunu ve doğduğu günden beri de kötü ve
terbiyesiz bir çocuk olduğunu söyledi. Onun Noa Kleypol'a nasıl
saldırdığını, Bay Soverberi'nin evinden nasıl kaçtığını birer
birer anlattı.
Bay Bambıl, -Kısacası, Oliver tepeden tırnağa kötü bir
çocuktur. Güçsüzler evindeki bütün görevliler de bunu bilirler.
Onunla kimse başa çıkamaz, dedi.
Bay Branlo, Bay Bambıl'ın söylediklerine inanmıştı,
ama yüreği de üzüntüyle dolmuştu.
Bay Bambıl beş yüz lirayı alıp gittikten sonra Bay Branlo,
-Bayan Bedvin, dedi. -Korkarım dostumuz Oliver kötü bir çocuk.
Bayan Bedvin, -Bu doğru değil, dedi. -Doğru olamaz bu, efendim,
doğru olamaz.
-Korkarım ki doğru, dedi Bay Branlo. Bay Bambıl bana onunla
ilgili her şeyi anlattı.
Yaşlı kadın kesin bir sesle, -Buna hiçbir zaman inanmam,
efendim, dedi. -Hiçbir zaman! Ben çocukları çok iyi anlarım
efendim, Oliver tatlı, iyi, kibar bir çocuktu.
-Susun! dedi Bay Branlo. -Bir daha o çocuğun adını duymayacağım.
Çıkabilirsiniz Bayan Bedvin. Unutmayın, ne diyorsam o yapılacak. Buna
bir daha hiçbir zaman Oliver Tvist'ten söz etmeyin.
O gece Bay Branlo'nun evinde herkesin yüreği üzüntülüydü. O iyi
kalpli dostlarını düşündükçe Oliver'in de yüreği acıyla doluyordu.
İyi ki Bay Bambıl'ın kendisi için onlara neler söylediğini bilmiyordu,
yoksa büsbütün perişan olurdu yavrucak.
Fagin, Oliver'i yaklaşık bir hafta eve hapsetti.
Kendisinden kaçan çocuklarla ilgili korkunç öyküler ve
onları nasıl astırdığını anlattı. Onların nasıl öldüğünü
ayrıntılarıyla belirtti, Oliver'in böyle bir ölümün acılarını
çekmek zorunda kalmamasını diledi.
Fagin'in anlattıklarını dinlerken Oliver'in kanı donuyordu sanki.
Fagin sonra çıkıp gidiyor, onu bütün gün evde yalnız bırakıyordu.
Zavallı Oliver kaçamıyordu da... Sabahın erken
saatlerinden gece yarısına kadar orada bir başına kalıyordu. Hep
o iyi kalpli dostlarını ve onların şimdi kendisi için kim bilir ne
kötü fikirler edindiklerini düşünüyordu. Zavallı çocuk gerçekten
çok üzgündü. Soğuk, yağışlı bir gece
Fagin evden çıktı. Karanlık sokakta yürüyüp kendi evi kadar eski,
pis bir evin kapısını çaldı.
Bir erkek sesi, -Kim o? dedi.
-Benim, Bil, yalnızca benim canım.
Beyaz köpek ürkütücü sesler çıkartarak çıka gelmişti.
Sayks köpeğe, -Buraya gel, diye seslendi, -Yat bakayım..
Palto giyince o şeytani tanımıyorsun galiba?
Fagin'in paltosu köpeği yanıltmıştı. Fagin paltosunu
çıkarıp bir iskemlenin üstüne fırlatınca köpek de kalktığı
köşeye dönüp yatmıştı.
-Eeee? dedi Sayks.
Fagin, -Evet canım? dedi. -Ah, Nensi!
Nensi ona bir iskemle vererek, Otur, dedi. Kız artık
öfkeli görünmüyordu. Ocağın yanına otur şöyle.
Fagin sıska ellerini ateşe doğru uzatırken, -Hava soğuk,
Nensi şekerim, dedi. -Sanki insanı delip geçiyor.
Bil Sayks: -Böyle içine işlediğine bakılırsa sahiden
soğuk olmalı. Ona içecek bir şey ver, Nensi.
Orada bir süre sessizce oturup içkilerini içtiler.
Sayks, -Şimdi işe hazırım, dedi. -Söyle bakalım
aklındakini, Fagin.
Fagin ellerini oğuşturarak, -Şu Çörtsi'deki ev için
konuşacaktım, dedi. -O evdeki gümüşleri ne zaman
çalacağız? Ne gümüşler, a canım, ne gümüşler! Bu işi ne
zaman tamamlayacağız, Bil?
Sayks soğuk bir sesle: -Hiçbir zaman.
Fagin öfkeyle, -Hiçbir zaman mı dedin? diye bağırdı.
Bil, -Bu işi planladığımız gibi yapamayız, dedi.
Tobi Krekit iki haftadan fazla bir süredir oralarda dolaşıp
duruyor, hala bir tek hizmetçiyi bile elde edemedi.
-Yani, Bil, erkek hizmetkarlardan hiçbirini kendi
yanımıza çekemediğimizi mi söylemek istiyorsun?
-Evet, bunu söylemek istiyorum, dedi Sayks. -O iki erkek
uşak yirmi yıldan fazla bir süredir evin sahibi olan o yaşlı
kadının yanında çalışıyorlar. Elli bin lira versen, gene
de sana yardım etmezler.
Fagin, -Peki, ya kadın hizmetçiler? dedi. -Tobi Krekit
onların ilgisini çekemiyor mu? Kadınların ne olduklarını
bir düşünsene, Bil.
-Çaresiz, dedi Bil Sayks, -Tobi Krekit her zaman en iyi
giysilerini giyiyor. Gene de hiçbir yararı olmuyor.
Fagin: -Öyle ise bu işten vazgeçmemiz gerek. Ama, böylesine
kalplerimizi bağladığımız bunca şeyi yitirmek çok acı
doğrusu.
-Öyle, dedi Bil Sayks, -Berbat bir şans.
Bunu uzun bir sessizlik izledi. Adamlar derin düşüncelere
daldılar. Nensi gözlerini ateşe dikip öylece oturdu kaldı.
Sayks birden, -Fagin, dedi. -Hizmetçilerin yardımını
sağlayamadığımıza göre, bu işi dışarıdan başarırsam bana beş
bin lira fazla verir misin?
Fagin: -Evet.
Sayks: -Öyle ise bu işi sen istediğin zaman yaparız. Önceki
gece Tobi'yle ben tırmanıp bahçeye girdik. Bütün kapıları ve
pencereleri yokladık. Ev geceleri hapishane gibi kapanıyor. Ama
açabileceğimiz küçük bir pencere var. Bu pencereden geçebilecek
bir çocuk gerek bize çocuk büyük olmamalı.
Fagin, -Aradığın çocuk Oliver, dostum, dedi:
-Zaten artık ekmeğini kazanmak için çalışmaya başlaması gerekli,
öbür çocuklar da bu iş için çok büyük.
Sayks: -Evet, Oliver bu iş için biçilmiş kaftan.
<





goksel




