| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
nufüs huviyet cuzdanı gökyüzü kadar kırmızı 2006Hakiki yoksul bir iki Hurma ve bir iki Lokma alıb kapıdan dönen değil, iffet'inden 
 dolayı istemekden sakınan kimsedir

orfeonrecord13289.bloggumnaruto shippuden goksel

1 "charles dıckens oliver tvist oliver'in ilk yılları" etiketi kullanan gönderi "charles dıckens oliver tvist oliver'in ilk yılları" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Sep
17
    

 

 

CHARLES DICKENS

OLİVER TVİST

Birinci Bölüm

OLİVER'İN İLK YILLARI

 Bir şehrin başka binaları arasında, yoksul insanlar için

ayrılmış bir ev vardır. Parası ve barınacak yeri olmayanlar

oraya giderler. Oraya güçsüzler evi denir.

 Oliver Tvist işte o evde doğmuştu. Genç bir kadın

olan annesi, yatağında hasta yatıyordu. Bir doktorla

yaşlı bir kadın başucunda bekliyorlardı.

Genç kadın,

-Bırakın çocuğumu göreyim, sonra öleyim, dedi.

Doktor,

-Yoo, şimdi ölümden söz etmemelisin, dedi.

Yaşlı kadın,

-Yok, şekerim, dedi, ölmek için henüz çok gençsin.

Genç kadın başını salladı ve elini çocuğuna uzattı.

 Doktor çocuğu onun kollarına verdi. Kadın

soğuk, renksiz dudaklarını bebeğin yanağına

bastırdı, sonra arkası üstü düştü ve öldü.

Doktor, -Öldü, dedi.

Yaşlı kadın,

 -Evet, zavallı kadıncağız, diyerek, çocuğu, ölmüş

annesinin kollarından aldı.

-Zavallı kadıncağız.

Doktor şapkasını ve eldivenlerini giyerken,

-Güzel bir kızdı, dedi. Nereden gelmişti?

Yaşlı kadın:

-Onu buraya dün gece getirdiler. Sokakta yatıyormuş. Öyle uzun yoldan

 

 

gelmiş ki, ayakkabıları paramparçaydı. Nereden geldiğini, nereye gittiğini kimse bilmiyor.

Doktor ölen kadının sol elini kaldırdı.

 -Eski öykü, dedi. -Parmağında yüzük görmüyorum! Evli

değilmiş. İyi geceler!

 Doktor evine yemeğe gitmişti. Yaşlı kadın

ocağın önündeki bir iskemleye oturarak bebeği

giydirmeye başladı. Kadın bebeğe; güçsüzler

evinde doğan bebeklere, sevgisiz ve acımasız bir

dünyaya doğan, anasız babasız zavallı bir çocuğa

giydirilen o eski püskü giysileri giydiriyordu.

  Oliver sonra, yirmi otuz kadar yoksul çocuğun

yaşadığı başka bir eve gönderildi. Bu çocuklara

Bayan Man adında yaşlı bir kadın bakıyordu.

Kadına her çocuğun bakımı için haftada birkaç

lira para veriliyor, ama kadın bu paranın da

çoğunu kendi cebine atıyordu. Bu yüzden

çocuklar çok az besleniyor ve çoğu ölüyordu.

 Oliver ölmedi; ama renksiz, sıska ve her zaman

açtı.

 Oliver, dokuz yaşına bastığı gün, iki

arkadaşıyla birlikte Bayan Man'a aç olduklarını

söylediler. Bayan Man onları dövdü ve karanlık

bir odaya kapattı.

 Çocuklar odada kapalıyken, güçsüzler evinden,

önemli bir görevli olan Bay Bambıl, Bayan Man'ı

görmeye geldi.

Bay Bambıl,

-Buraya iş için geldim, dedi,

-Oliver Tvist adındaki çocuk bugün dokuz yaşına basıyor öyle değil mi?

Bayan Man, Bay Bambıl'a içki verirken,

 -Evet öyle sevgili çocuk, dedi. -Bütün çocuklarım benim sevgili

çocuklarımdır.

Bay Bambıl:

-Oliver'in babasını bir türlü bulamadık, annesi hakkında da hiçbir şey bilmiyoruz.

Bayan Man: -Onun ismini kim koydu öyle ise?

 

 

Bay Bambıl: -Ben koydum.

-Siz mi koydunuz Bay Bambıl?

  -Ben koydum, Bayan Man. Çocukların ismini harf

sırasına göre koyarız. Sonuncunun harf sırası S idi, ona

Svabıl adını verdim. Bununki T idi, buna da Tvist ismini

koydum. Bundan sonrakinin adı Unvin olacak. Z harfi için

isimlerim hazır, sonra tekrar en başa dönüp A'dan

başlayacağım.

Bayan Man,

-Siz çok bilgili bir baysınız, dedi.

Bay Bambıl buna çok sevindi. İçkisini bitirdi.

 -Şimdi işimize bakalım, dedi. -Oliver Tvist artık burada kalamayacak

kadar büyüdü. Onu tekrar güçsüzler evine almaya karar

verdik. Buraya, onu götürmek için geldim. Hemen

kendisini göreyim, izninizle.

Bayan Man, -Onu şimdi size getiririm, dedi.

 Bayan Man, Oliver'i karanlık odadan çıkardı, çabucak

yüzünü ve ellerini yıkayarak Bay Bambıl'a götürdü.

 Bay Bambıl, -Benimle gelecek misin, Oliver? diye

sordu.

 Oliver, herhangi bir yere sevinerek gitmeye hazır

olduğunu söyleyecekti, az kalsın. Ama birden Bayan Man'ın

yüzünü gördü. Kadın Bay Bambıl'ın arkasında duruyor ve

Oliver'e ters ters bakıyordu. Çocuk onun ne demek istediğini

hemen anladı.

-Bayan Man da benimle gelebilir mi? diye sordu.

Bay Bambıl,

-Hayır, gelemez, diye karşılık verdi.

-Ama arada sırada gelip seni görecek.

 Oliver çok küçük olmasına karşın, Bayan Man'dan

ayrıldığına üzülüyormuş gibi davranması gerektiğini

bilecek kadar akıllıydı. Ağlamaya başladı. Zaten zayıf

ve aç olduğu için, ağlamak ona zor gelmiyordu.

  Bayan Man ona bir sürü öpücük, -ve daha da önemlisi-

tereyağlı bir dilim ekmek verdi. Çünkü güçsüzler evine

 

 

gittiğinde çok aç görünmesini istemiyordu.

  Böylece Bay Bambıl Oliver'i, yaşamının ilk

yıllarını geçirdiği ve bir tek tatlı sözle bir tek tatlı

bakıştan yoksun yaşadığı o evden alıp götürdü. Oliver

tekrar, doğduğu güçsüzler evine dönmüştü.

::::::::::::::::::

İkinci Bölüm

OLİVER DAHA FAZLASINI İSTİYOR

 Oliver, güçsüzler evinde eskisinden de daha az

mutluydu. Şimdi bir de çalışıyor ve daha çok

acıkıyordu. Her gün üç öğün yalnızca çok sulu

çorba içiyordu: Çorba dedikleri, bol suyun içinde

azıcık etle bir sürü başka şey kaynatılarak yapılıyordu.

Pazar günleri küçük bir dilim ekmek veriyorlardı.

 Çocuklara yemek verilen oda, büyük bir holdü. Holün

bir ucunda kocaman bir kazan duruyordu. Yemek vakti

gelince, ustalardan biri bu kazandan çocuklara çorba

dağıtıyordu. Yemek dağıtan ustaya, bir ya da iki kadın

hizmetçi yardım ediyordu.

  Her çocuğa küçük bir kase çorba veriliyordu, fazlası

yasaktı. Kaselerin yıkanması hiç gerekmezdi. Çocuklar

onları pırıl pırıl parlayıncaya kadar kaşıklarıyla

temizliyorlardı. Hepsi de çorbalarını içip kaselerini tertemiz

ettikten sonra oturup, sanki içindeki çorbanın tümünü

içebilecekmişçesine aç gözlerle kazana bakar dururlardı.

  Oliver Tvist ve arkadaşları bu korkunç açlığa tam üç ay

katlandılar. Sonunda açlıktan öylesine vahşileştiler ki,

yaşına göre daha uzun boylu olan bir çocuk ötekilere, eğer

her gün bir kase daha çorba alamazsa bir gece yanındaki

yatakta uyuyan çocuğu yiyebilecek hale geldiğini söyledi.

Bakışları öyle ateşli ve açtı ki, çocuklar onun söylediğine

inandılar. Bir araya gelip konuştular ve yemekten sonra ustaya

gidip biraz daha çorba isteyecek bir çocuk seçtiler aralarından.

Bu seçilen çocuk, Oliver Tvist'ti.

  Akşam oldu ve çocuklar sıraya girdiler. Usta kazanın

başına geçti; hizmetçiler onun yanında durdular ve çorba

dağıtıldı. Dağıtılan çorba çabucak silinip

süprülmüştü. Çocuklar birbirleriyle fısıldaştılar ve Oliver'e

işaret ettiler. Yanındakiler onu öne doğru ittiler.

Küçük bir çocuk olmasına karşın, açlıktan öyle vahşileşmişti ki,

bu ona yüreklilik verdi. Masadan kalktı ve kasesiyle kaşığını elinde

tutarak ustaya doğru gitti. Kendi yürekliliğinden neredeyse kendisi

 

 

 

de korkarak,

-Lütfen efendim, biraz daha istiyorum, dedi.

 Usta şişman, sağlıklı bir adamdı, ama rengi bembeyaz oldu. Çocuğa

şaşkın şaşkın baktı: Hizmetçiler şaşkınlıktan, çocuklar da korkudan

sus pus olmuşlardı.

Usta, zayıf bir sesle, uzatarak, -Neee? diye sordu.

Oliver, -Lütfen efendim, dedi, -biraz daha istiyorum.

 Usta elindeki kaşıkla Oliver'e vurdu, sonra onu

yakalayıp kollarının arasında sımsıkı tuttu ve

bağırarak yardım istedi. Bay Bambıl'la güçsüzler

evindeki memurlardan bazıları koşarak odaya girdiler.

Usta Oliver'in ne dediğini onlara anlattı.

 -Daha fazla istedi! diye bağırdı. -Anlıyor musunuz,

her zamanki yemeğinden daha fazlasını istedi?

Oradakiler buna inanamadılar.

 İçlerinden biri, -Bu oğlan asılmak için yaşamalı!

diye bağırdı.

Oliver'i alıp götürdüler, karanlık bir odaya kapattılar.

 Ertesi sabah güçsüzler evinin kapısına bir ilan yapıştırıldı.

Bu ilanda, Oliver Tvist'i alıp götürene beş yüz lira verileceği

yazılıydı. Güçsüzler evi memurlarından biri gene, -Hiç kuşkum

yok, bu oğlan asılmak için yaşayacak, diye bağırdı.

 Oliver, tam bir hafta o karanlık odada hapis kaldı. Hava

soğuktu. Çocukcağız her sabah yıkanmak için avluya

çıkartılıyor, sonra da Bay Bambıl onu sopayla dövüyordu.

Onu gün aşırı, çocukların çorbalarını içtikleri salona

götürüyorlar, Bay Bambıl orada herkesin önünde bir kez daha

dövüyordu. Yavrucak bütün gün ağlıyor, geceleri

uyuyamıyordu.

 Beş yüz liraya Oliver'i alacak kimse çıkmadı, bunun

üzerine Bay Bambıl onu bir gemide çalışmak için denize

göndermeye karar verdi.

  Ama, bir gün güçsüzler evinin kapısının önünde Bay

Bambıl, Bay Soverberi'ye rastladı. Bay Soverberi eski siyah

giysili, ince uzun bir adamdı. Tabut yapardı. Yaptığı

tabutların çoğu, güçsüzler evinde ölen yoksul insanlar için

kullanılırdı.

 

 

Bay Soverberi, Bay Bambıl'a:

-Dün gece ölen iki kadının tabutlarını hazırladım.

Bay Bambıl:

-Bu işin size çok para kazandırdığından kuşkum yok.

 Bay Soverberi, -Öyle mi sanıyorsunuz? dedi. Güçsüzler

evi çok az para veriyor, Bay Bambıl.

Bay Bambıl, -Ama tabutlar da küçük oluyor, dedi.

 Bay Soverberi bu sözden o kadar hoşlanmıştı ki,

uzun süre hiç durmadan güldü.

 -Öyle, öyle, Bay Bambıl, dedi. -Güçsüzler evinde

kalanlara verilen yemek, tabutların böylesine dar ve küçük

olmasını sağlıyor. Ama, tabutların yapımında

kullanılan tahta gene de pahalı. Çoğunlukla şişman insanlar

da en çabuk ölenler. O zaman daha büyük tabut yapmak zorunda

kalıyorum, kazancım da fazla olmuyor.

Bay Bambıl,

 -Aklıma gelmişken sorayım, dedi, -çocuk almak isteyen bir

kimse tanıyor musunuz?

Beş yüz liraya. Bastonunu kaldırarak kapının üstündeki ilanı gösterdi.

Bay Soverberi,

 -Ben de sizinle bunu konuşmak istiyordum, dedi. -Yoksul insanlara yardım etmek için

elimden geleni yaparım. Şimdi sanırım benim de onlardan

bir şey beklemek hakkım. Çocuğu ben almak istiyorum.

:::::::::::::::

Üçüncü Bölüm

OLİVER ÇALIŞMAYA GİDİYOR

 Az sonra, Oliver'in Bay Soverberi'nin yanında

çalışması kararlaştırıldı. Bay Bambıl o akşam

Oliver'i dükkana götürdü. Oliver ağlamaya başladı.

Çok mutsuzdu. Herkesin kendisinden nefret ettiğinden

kuşkusu yoktu.

 Bay Soverberi dükkanı kapatmış, çok zayıf

bir mum ışığında bir şeyler yazıyordu.