CHARLES DICKENS
OLİVER TVİST
Birinci Bölüm
OLİVER'İN İLK YILLARI
Bir şehrin başka binaları arasında, yoksul insanlar için
ayrılmış bir ev vardır. Parası ve barınacak yeri olmayanlar
oraya giderler. Oraya güçsüzler evi denir.
Oliver Tvist işte o evde doğmuştu. Genç bir kadın
olan annesi, yatağında hasta yatıyordu. Bir doktorla
yaşlı bir kadın başucunda bekliyorlardı.
Genç kadın,
-Bırakın çocuğumu göreyim, sonra öleyim, dedi.
Doktor,
-Yoo, şimdi ölümden söz etmemelisin, dedi.
Yaşlı kadın,
-Yok, şekerim, dedi, ölmek için henüz çok gençsin.
Genç kadın başını salladı ve elini çocuğuna uzattı.
Doktor çocuğu onun kollarına verdi. Kadın
soğuk, renksiz dudaklarını bebeğin yanağına
bastırdı, sonra arkası üstü düştü ve öldü.
Doktor, -Öldü, dedi.
Yaşlı kadın,
-Evet, zavallı kadıncağız, diyerek, çocuğu, ölmüş
annesinin kollarından aldı.
-Zavallı kadıncağız.
Doktor şapkasını ve eldivenlerini giyerken,
-Güzel bir kızdı, dedi. Nereden gelmişti?
Yaşlı kadın:
-Onu buraya dün gece getirdiler. Sokakta yatıyormuş. Öyle uzun yoldan
gelmiş ki, ayakkabıları paramparçaydı. Nereden geldiğini, nereye gittiğini kimse bilmiyor.
Doktor ölen kadının sol elini kaldırdı.
-Eski öykü, dedi. -Parmağında yüzük görmüyorum! Evli
değilmiş. İyi geceler!
Doktor evine yemeğe gitmişti. Yaşlı kadın
ocağın önündeki bir iskemleye oturarak bebeği
giydirmeye başladı. Kadın bebeğe; güçsüzler
evinde doğan bebeklere, sevgisiz ve acımasız bir
dünyaya doğan, anasız babasız zavallı bir çocuğa
giydirilen o eski püskü giysileri giydiriyordu.
Oliver sonra, yirmi otuz kadar yoksul çocuğun
yaşadığı başka bir eve gönderildi. Bu çocuklara
Bayan Man adında yaşlı bir kadın bakıyordu.
Kadına her çocuğun bakımı için haftada birkaç
lira para veriliyor, ama kadın bu paranın da
çoğunu kendi cebine atıyordu. Bu yüzden
çocuklar çok az besleniyor ve çoğu ölüyordu.
Oliver ölmedi; ama renksiz, sıska ve her zaman
açtı.
Oliver, dokuz yaşına bastığı gün, iki
arkadaşıyla birlikte Bayan Man'a aç olduklarını
söylediler. Bayan Man onları dövdü ve karanlık
bir odaya kapattı.
Çocuklar odada kapalıyken, güçsüzler evinden,
önemli bir görevli olan Bay Bambıl, Bayan Man'ı
görmeye geldi.
Bay Bambıl,
-Buraya iş için geldim, dedi,
-Oliver Tvist adındaki çocuk bugün dokuz yaşına basıyor öyle değil mi?
Bayan Man, Bay Bambıl'a içki verirken,
-Evet öyle sevgili çocuk, dedi. -Bütün çocuklarım benim sevgili
çocuklarımdır.
Bay Bambıl:
-Oliver'in babasını bir türlü bulamadık, annesi hakkında da hiçbir şey bilmiyoruz.
Bayan Man: -Onun ismini kim koydu öyle ise?
Bay Bambıl: -Ben koydum.
-Siz mi koydunuz Bay Bambıl?
-Ben koydum, Bayan Man. Çocukların ismini harf
sırasına göre koyarız. Sonuncunun harf sırası S idi, ona
Svabıl adını verdim. Bununki T idi, buna da Tvist ismini
koydum. Bundan sonrakinin adı Unvin olacak. Z harfi için
isimlerim hazır, sonra tekrar en başa dönüp A'dan
başlayacağım.
Bayan Man,
-Siz çok bilgili bir baysınız, dedi.
Bay Bambıl buna çok sevindi. İçkisini bitirdi.
-Şimdi işimize bakalım, dedi. -Oliver Tvist artık burada kalamayacak
kadar büyüdü. Onu tekrar güçsüzler evine almaya karar
verdik. Buraya, onu götürmek için geldim. Hemen
kendisini göreyim, izninizle.
Bayan Man, -Onu şimdi size getiririm, dedi.
Bayan Man, Oliver'i karanlık odadan çıkardı, çabucak
yüzünü ve ellerini yıkayarak Bay Bambıl'a götürdü.
Bay Bambıl, -Benimle gelecek misin, Oliver? diye
sordu.
Oliver, herhangi bir yere sevinerek gitmeye hazır
olduğunu söyleyecekti, az kalsın. Ama birden Bayan Man'ın
yüzünü gördü. Kadın Bay Bambıl'ın arkasında duruyor ve
Oliver'e ters ters bakıyordu. Çocuk onun ne demek istediğini
hemen anladı.
-Bayan Man da benimle gelebilir mi? diye sordu.
Bay Bambıl,
-Hayır, gelemez, diye karşılık verdi.
-Ama arada sırada gelip seni görecek.
Oliver çok küçük olmasına karşın, Bayan Man'dan
ayrıldığına üzülüyormuş gibi davranması gerektiğini
bilecek kadar akıllıydı. Ağlamaya başladı. Zaten zayıf
ve aç olduğu için, ağlamak ona zor gelmiyordu.
Bayan Man ona bir sürü öpücük, -ve daha da önemlisi-
tereyağlı bir dilim ekmek verdi. Çünkü güçsüzler evine
gittiğinde çok aç görünmesini istemiyordu.
Böylece Bay Bambıl Oliver'i, yaşamının ilk
yıllarını geçirdiği ve bir tek tatlı sözle bir tek tatlı
bakıştan yoksun yaşadığı o evden alıp götürdü. Oliver
tekrar, doğduğu güçsüzler evine dönmüştü.
::::::::::::::::::
İkinci Bölüm
OLİVER DAHA FAZLASINI İSTİYOR
Oliver, güçsüzler evinde eskisinden de daha az
mutluydu. Şimdi bir de çalışıyor ve daha çok
acıkıyordu. Her gün üç öğün yalnızca çok sulu
çorba içiyordu: Çorba dedikleri, bol suyun içinde
azıcık etle bir sürü başka şey kaynatılarak yapılıyordu.
Pazar günleri küçük bir dilim ekmek veriyorlardı.
Çocuklara yemek verilen oda, büyük bir holdü. Holün
bir ucunda kocaman bir kazan duruyordu. Yemek vakti
gelince, ustalardan biri bu kazandan çocuklara çorba
dağıtıyordu. Yemek dağıtan ustaya, bir ya da iki kadın
hizmetçi yardım ediyordu.
Her çocuğa küçük bir kase çorba veriliyordu, fazlası
yasaktı. Kaselerin yıkanması hiç gerekmezdi. Çocuklar
onları pırıl pırıl parlayıncaya kadar kaşıklarıyla
temizliyorlardı. Hepsi de çorbalarını içip kaselerini tertemiz
ettikten sonra oturup, sanki içindeki çorbanın tümünü
içebilecekmişçesine aç gözlerle kazana bakar dururlardı.
Oliver Tvist ve arkadaşları bu korkunç açlığa tam üç ay
katlandılar. Sonunda açlıktan öylesine vahşileştiler ki,
yaşına göre daha uzun boylu olan bir çocuk ötekilere, eğer
her gün bir kase daha çorba alamazsa bir gece yanındaki
yatakta uyuyan çocuğu yiyebilecek hale geldiğini söyledi.
Bakışları öyle ateşli ve açtı ki, çocuklar onun söylediğine
inandılar. Bir araya gelip konuştular ve yemekten sonra ustaya
gidip biraz daha çorba isteyecek bir çocuk seçtiler aralarından.
Bu seçilen çocuk, Oliver Tvist'ti.
Akşam oldu ve çocuklar sıraya girdiler. Usta kazanın
başına geçti; hizmetçiler onun yanında durdular ve çorba
dağıtıldı. Dağıtılan çorba çabucak silinip
süprülmüştü. Çocuklar birbirleriyle fısıldaştılar ve Oliver'e
işaret ettiler. Yanındakiler onu öne doğru ittiler.
Küçük bir çocuk olmasına karşın, açlıktan öyle vahşileşmişti ki,
bu ona yüreklilik verdi. Masadan kalktı ve kasesiyle kaşığını elinde
tutarak ustaya doğru gitti. Kendi yürekliliğinden neredeyse kendisi
de korkarak,
-Lütfen efendim, biraz daha istiyorum, dedi.
Usta şişman, sağlıklı bir adamdı, ama rengi bembeyaz oldu. Çocuğa
şaşkın şaşkın baktı: Hizmetçiler şaşkınlıktan, çocuklar da korkudan
sus pus olmuşlardı.
Usta, zayıf bir sesle, uzatarak, -Neee? diye sordu.
Oliver, -Lütfen efendim, dedi, -biraz daha istiyorum.
Usta elindeki kaşıkla Oliver'e vurdu, sonra onu
yakalayıp kollarının arasında sımsıkı tuttu ve
bağırarak yardım istedi. Bay Bambıl'la güçsüzler
evindeki memurlardan bazıları koşarak odaya girdiler.
Usta Oliver'in ne dediğini onlara anlattı.
-Daha fazla istedi! diye bağırdı. -Anlıyor musunuz,
her zamanki yemeğinden daha fazlasını istedi?
Oradakiler buna inanamadılar.
İçlerinden biri, -Bu oğlan asılmak için yaşamalı!
diye bağırdı.
Oliver'i alıp götürdüler, karanlık bir odaya kapattılar.
Ertesi sabah güçsüzler evinin kapısına bir ilan yapıştırıldı.
Bu ilanda, Oliver Tvist'i alıp götürene beş yüz lira verileceği
yazılıydı. Güçsüzler evi memurlarından biri gene, -Hiç kuşkum
yok, bu oğlan asılmak için yaşayacak, diye bağırdı.
Oliver, tam bir hafta o karanlık odada hapis kaldı. Hava
soğuktu. Çocukcağız her sabah yıkanmak için avluya
çıkartılıyor, sonra da Bay Bambıl onu sopayla dövüyordu.
Onu gün aşırı, çocukların çorbalarını içtikleri salona
götürüyorlar, Bay Bambıl orada herkesin önünde bir kez daha
dövüyordu. Yavrucak bütün gün ağlıyor, geceleri
uyuyamıyordu.
Beş yüz liraya Oliver'i alacak kimse çıkmadı, bunun
üzerine Bay Bambıl onu bir gemide çalışmak için denize
göndermeye karar verdi.
Ama, bir gün güçsüzler evinin kapısının önünde Bay
Bambıl, Bay Soverberi'ye rastladı. Bay Soverberi eski siyah
giysili, ince uzun bir adamdı. Tabut yapardı. Yaptığı
tabutların çoğu, güçsüzler evinde ölen yoksul insanlar için
kullanılırdı.
Bay Soverberi, Bay Bambıl'a:
-Dün gece ölen iki kadının tabutlarını hazırladım.
Bay Bambıl:
-Bu işin size çok para kazandırdığından kuşkum yok.
Bay Soverberi, -Öyle mi sanıyorsunuz? dedi. Güçsüzler
evi çok az para veriyor, Bay Bambıl.
Bay Bambıl, -Ama tabutlar da küçük oluyor, dedi.
Bay Soverberi bu sözden o kadar hoşlanmıştı ki,
uzun süre hiç durmadan güldü.
-Öyle, öyle, Bay Bambıl, dedi. -Güçsüzler evinde
kalanlara verilen yemek, tabutların böylesine dar ve küçük
olmasını sağlıyor. Ama, tabutların yapımında
kullanılan tahta gene de pahalı. Çoğunlukla şişman insanlar
da en çabuk ölenler. O zaman daha büyük tabut yapmak zorunda
kalıyorum, kazancım da fazla olmuyor.
Bay Bambıl,
-Aklıma gelmişken sorayım, dedi, -çocuk almak isteyen bir
kimse tanıyor musunuz?
Beş yüz liraya. Bastonunu kaldırarak kapının üstündeki ilanı gösterdi.
Bay Soverberi,
-Ben de sizinle bunu konuşmak istiyordum, dedi. -Yoksul insanlara yardım etmek için
elimden geleni yaparım. Şimdi sanırım benim de onlardan
bir şey beklemek hakkım. Çocuğu ben almak istiyorum.
:::::::::::::::
Üçüncü Bölüm
OLİVER ÇALIŞMAYA GİDİYOR
Az sonra, Oliver'in Bay Soverberi'nin yanında
çalışması kararlaştırıldı. Bay Bambıl o akşam
Oliver'i dükkana götürdü. Oliver ağlamaya başladı.
Çok mutsuzdu. Herkesin kendisinden nefret ettiğinden
kuşkusu yoktu.
Bay Soverberi dükkanı kapatmış, çok zayıf
bir mum ışığında bir şeyler yazıyordu.





goksel




